r/kopyamakarna 7h ago

kopyamakarna nerde eski zenci götler (bunu oku sensiz bir kişi eksiğiz)

2 Upvotes

Bizim zamanımızda değerli maden statüsündeydi kaslı zenci götler onları bulmak her ne kadar zor olsada asıl zor olan kaynağını ulaşmaktı gercek mücevher tutkunları bi tek kaynağıma ulaşabilirdi ki her kim o kaynağa ulaşırsa zenci göt borsasına o şekil verirdi ne yazık ki günümüzde zenci götler o kadar rehavet görmüyo eski değerinden uzak bi hayli unutlumuş ve gözden kaybolmuş durumda günümüzün sosyal medyası zenci göt furyasını inyernet arşivinden silmeye programlanmış durumda günümüzde artık anlamı olmasan saçma sapan memeler dolaşıyo six seven denen illet olsun sikibidi tuvalet olsun bunlar eski zihniyeti yıkıp yeni bi dünya yaratmak isteyenlerin ürünleri lakin buna izin verilmeyecektir özünü unutan kendisinide unutur nerden geldiğinizi sorun kendinize karanlıkta geçirdiğim onca yıldan sonra aydınlandım beyaz siyah göt ayırmayan bi dünya görüyorum ayaklanın kardeşlerim hepimizi asamazlar ne ektilerse onu biçicekler değerlerinize sahip çıkın ve kibirli dünyalarını başlarına yıkın ben yeni zenci götler aramaya başlıyorum benimle misiniz


r/kopyamakarna 11h ago

kopyamakarna Krizler fırsatları doğurur

2 Upvotes

Merhaba arkadaşlar benim ismim cem, Ankarada yaşıyorum ve 21 yaşındayım. Sizlere yaşadığım ilginç bir günü anlatacağım. Kendimi tanıtacak olursam ilk önce benim normal bir hayatımın olmadığını söyleyebilirim çünkü çok nadir görülen genetik bir hastalıktan dolayı ben cüce olarak doğdum ve şuanda boyum 128cm. şimdi olaya gelelim

Sıcak bir mayıs günüydü, ben saat 8 sularında uyanıp kahvaltımı yapıp odama geçinde pencereden biraz baktım, çok güzel bir hava vardı kuşlar cıvıldıyor hava masmaviydi, insanlar sevgilileri ile dışarıda dolaşıyorlardı hatta 75-80 yaşlarında bir çift bile kol kola girmiş ellerindeki meyve poşetleri ile yürüyorlardı; ben bunu görünce çok üzüldüm keşke benimde bir sevgilim olsaydı dedim kendi kendime. Tam böyle yine depresyona girecekken dedimki kendime: ''hayır cem bugün böyle depresif geçmeyecek bende dışarıya çıkıp birşeyler yapacağım'' bunu dedikten sonra düşünmeye başladım acaba ne yapabilirim diye, ben kafelere falan gitmeyi sevmiyorum çünkü orada herkes bana bakıyor acaba dikkat çekmeden yapabileceğim ne aktivite vardı? bunu düşünürken bir hafta önce internette gördüğüm Oyuncak Müzesi aklıma geldi, evet oraya gidip antika oyuncaklara bakabilirdim en azından evde oturmaktan iyidir dedim ve hazırlanmaya başladım, altıma mavi bir şort üstüme siyah bir tişört giydim ve evin çıkış kapısına doğru yürümeye başladım tam o sırada annem beni gördü ve dedi: oğlum bu havada siyah tişört giyilirmi yanarsın. ben ona dedim işte birşey olmaz diye ama annem inatçıdır bana zorla beyaz bir tişört giydirdi ve tamam bu sefer evden çıkmaya hazırdım yine evin çıkış kapısına gittim bu sefer babam beni gördü ve dedi: lan terörist misin bu sakal ne derhal sakallarını kes dedi. ben önce kesmek istemedim çünkü sakallarım beni erkek gibi gösteren tek şey zaten boyum kısa, çocuğa benziyorum sakallarım beni büyük gösteriyor. ama yine pes ettim ve tuvalette lavabonun önüne tabure çekip sakallarımı kestim evden çıkarken annem beni tekrardan gördü ve dedi: benim oğluşum ne kadar yakışıklı olmuş bak bu parfümü baban eskiden kullanırdı sana sıkalım. bende annemi kırmayıp parfümü sıktım ve evden sonunda çıkabildim! otobüs durağına gittim, otobüs 5dkda geldi ve engelli kartım ile bedava otobüse bindim, otobüse binince bir tane sünepe çocuk benden gözlerini ayırmadı bana dik dik bakıyordu bende ona bakmaya başladım sonra çocuk annesine beni gösterdi anneside bana bakıp çocuğuna birşeyler fısıldadı çocukta bana birdaha bakmadı. neyse işte otobüs oyuncak müzesinin önünde durdu, ben tam müzeye girecekken kenarda duran dondurmacıyı farkettim dedimki kendime: lan hava çok sıcak zaten müzeden önce bir dondurma yiyip ferahlayayım. dondurmamı alıp dondurma dükkanın bahçesine, açık havaya oturup dondurmamı yemeye başladım. dondurmayı yerken ben herzamanki gibi kara kara düşünmeye başladım: ben neden böyleyim? neden herkes gibi normal bir boyum yok? neden herkes beni ucube gibi görüyor? tam bunları düşünmeye dalmışken sıcak havanın etkisi ile dondurmam erimişti ve külahtan beyaz tişörtüme akmıştı hemen peçeteyle elimi ve tişörtümü silmeye başladım ama tişörtüm çok fena kirlenmişti yapacak birşey yoktu. ben çok sinirlendim küfrede küfrede müzeye doğru yürümeye başladım şu siktiğimin müzesine gitsemde artık eve dönseydim, tüm hevesim gitmişdi çok sinirliydim çünkü yediğim dondurma çikolatalıydı ve eriyince beyaz tişörtte bok gibi duruyordu keşke o siyah tişörtü giyseydim daha az görünürdü leke. acaba müzeye girmesemiydim çünkü üstüm kirliydi ama bu kadar yol gelmiştim artık girmek zorundaydım. Müzeye girdim ve bilet aldım, normalde 100 TL ama bana engelli kartım ile bedavaydı. Müzeyi gezmeye başladım, çok güzel oyuncaklar vardı müzede işte uçak-tren modelleri, oyuncak bebekler ve arabalar vb vb birsürü şey vardı, doğrusu ben oyuncakları tam göremiyordum boyum kısa olduğu için ama olsun yinede güzeldiler. Ama ben müzede dolaşırken kendimi çok kaptırdım ve kaybolmaya başladım artık müzeden çıkmak istiyordum ama çıkışı bir türlü bulmadım lan boyum kısa olunca zaten çıkış işaretlerini göremiyorum hemde müzede çok karmaşık ben iyice kayboldum, müzede çıkışı ararken bir tane dayıyla karşılaştım onu tarif etmem gerekirse tam iç anadoluda göreceğiniz bir dayıydı; kafasının üstü kel yan tarafında saçlar vardı, esmerdi, elinde tespih vardı ve tam bir dayı gibi giyiniyordu ve yanında kızıyla dolaşıyordu. ona gidip çıkışın nerede olduğunu sordum, o da bana sırıtarak ve parmağıyla işaret ederek dediki: yeğenim çıkış o tarafta. bende ona güvenip dediği yöne gitmeye başladım ama farkettimki piçin evladı beni yanlış yöne yönlendirmiş çıkış işareti, onun işaret ettiği yönün tersini gösteriyordu ama ben onun gösterdiği yöne doğru gitmeye başladım dedimki kendi kendime adamın herhalde bir bildiği vardır bu yöne gideyim. adamın dediği yöne doğru gitmeye başladım tam bu sırada tanımadığım bir adam beni kolumdan tuttu ve biryere doğru götürmeye başladı ben adama direnmeye başladım ama adam çok güçlüydü( veya ben cüce olduğumdan dolayı güçsüzdüm) . adam beni bir grup çocuğun arasına koydu, ben tam burada donakaldım ne yapacağımı bilemedim ve bu durumu düşünmeye başladım sanırım çocuklara gezi düzenliyorlardı ve benide çocuk sandılar ve aralarına aldılar, ben bu duruma çok sinirlendim ve orada öğretmen yada yetkili gibi görünen bir kadına durumu izah etmek için yanına gittim ben tam konuşmaya başlayacakken o bana sarıldı beni kucağına aldı ve dedi: ahh canım biz sen kayboldun sandık çok korktuk! , o sırada beni kolumdan tutan adamda dediki : Tülay öğretmenim, bu afacanı oyuncaklara bakarken buldum meraklı minik oyuncakları çok seviyor! . ben iyice sinirlendim lan pezevnk gelmiş bana diyor yok meraklı minik yok afacan falan kimsin olum sen, artık bu durumu söylemem gerekti ama tam o anda şunu farkettim: tülay öğretmen beni kucağına aldığında onun verdiği dekolte sayesinde memelerini görebiliyordum! hemde beni kucağına aldığı için memelerine temas ediyordum, bu yüzden durumu söylemek istemedim ve tülay öğretmene iyice sarıldım, onun memelerini tüm vücudumda hissediyordum hemde o beni yanağımdan öperken ben kafamı biraz çevirdim ve dudağımın kenarından beni öptü offf ben buraya nasıl geldim offf , tülay öğretmen yaklaşık 45 yaşlarındaydı kumral saçları ve dolgun memeleri ile nefis bir kadındı!. neyse işte tülay öğretmen beni kucağından indirdi, ben diğer çocukların arasına karıştım, neyseki bu sabah tıraş olmuştum yoksa benim 21 yaşında olduğumu anlardı, o diğer adam ( ona mehmet diyeceğim çünkü ismini bilmiyorum) dediki: evet çocuklar kayıp arkadaşımızı bulduk şimdi müzeyi gezmeye devam edebiliriz. müzeyi gezmeye başladık ama diğer çocuklar bana garip garip bakıyorlardı sanırım benim o kayıp arkadaşlarımı olmadığımı anlamışlardı ama ses etmedi çocuklar. işte müzeyi gezmeye başlayalı bi 10 dk olmuştur, mehmet benim yanıma gelip tülay öğretmeni çağırdı:

Mehmet: tülay hocam bi bakarmısınız

Tülay öğretmen: tabi ki hocam bakayım

Mehmet: hocam öğrencimizin üstü kirli gibi bu sizce ne lekesi?

Tülay öğretmen: hocam ben ne lekesi olduğunu anlayamadım ama isterseniz müsait biryerde tişörtünü değiştirelim

Mehmet: olur hocam, çocuk kirli kirli dolaşmasın, siz müsait biryerde değiştirin üstünü bende diğer çocukları gezdireyim zaten acalemiz yok daha 2 saat buradayız.

Tülay öğretmen: tamam hocam

işte böyle oldu ve tülay öğretmen beni kolumdan tutup biryere götürmeye başladı. beni soyunma odası gibi biryere getirdi ve bir anda tişörtümü çıkardı ve dediki : uzaycığım sen üstünü çok batırmışsın hadi üstünü değiştirelim aaaa senin şortunda çok kirlenmiş onuda değiştirmemiz lazım. ben kendi kendime düşündüm lan uzay diye isim mi olur amk tam zengin bebesi ismi diye, kadın benim şortumuda bir hamleyle hemen indirdi, ben bugün hava çok sıcak diye altıma şort haricinde birşey giymemiştim bu yüzden kadının karşısında anadan doğma kaldım. Tülay öğretmenin yanında büyük bir çanta vardı sanırım buradan bana yedek tişört çıkartacaktı, çantadan aramaya koyuldu ama bir türlü bulamadı bulamayınca bana arkasını döndü ve kendisi ayaktayken çantayı yere koydu ve ayakta domalır vaziyette bana tişört aramaya başladı. bende o sırada tülay öğretmenin arkasında kalıyordum ve ne göreyim! onun eteği kısacıktı ve savunmasız bir şekilde domalıyordu ben onun bu halini seyretmeye başladım ve gerçekten çok hoşuma gitti, ama izlemekten daha fazlasını yapmalıydım evet benim boyum kısa olabilirdi ama titanik kadar yüreğim vardı!! cesaretimi topladım ve tülay öğretmenin bacaklarına nazikçe dokunmaya başladım, annem haricindeki bir kadına en son 5 sene önce dokunmuştum bu 5 senenin biriken enerjisi yüzümden nazikçe dokunmam git gide hızlanıyordu ve sertleşiyordu, sertleşen tek şey dokunuşlarımda değildi :) . tülay öğretmen hala tişörtü bulamamıştı bu yüzden ayakta domalmaktan dizlerini yere koyup domalmaya başladı, bu durum beni iyice azdırdı çünkü eteği tamamen kalkmıştı ve tülay öğretmenin külodu ile bakışıyorduk. ben bacaklarından yavaş yavaş amına doğru dokunarak ilerlemeye başladım ve tam külodunun ipini aşağıya doğru çekecekken tülay öğretmen dedilki: uzaycığım sakin ol lütfen bak burada tişörtünü arıyorum canın benim. ben bu dediğine çok korktum çünkü ne yaptığımı anladı sandım ama tülay öğretmen durumu anlamamıştı bile artık tam gaz onun amına doğru seyahete çıkabilirdim. tülay öğretmenin külodunun iplerini yavaşça indirdim, çok gizli olmalıydım yoksa farkedebilirdi , karşımda çok güzel bir am duruyordu hayatımda ilk defa am görüyorum beklediğimden daha güzeldi. amı hafifçe kokladım tülay öğretmenin kokusu vardı ve hafif ekşimtrak kokuyordu ama inanın hiç iğrenç değildi o kadınlığının kokusu o kadar güzelki! bu güzel aromayı burnumdan sonra dilimede tattırmak istedim ve amını yavaşça dillemeye başladım, ritmim yavaştı ama güçlüydü, dilimle amı dillemektende çok zevk aldım. şimdi sikimide sokmanın vakti gelmişti çünkü sikiminde bu güzelliği tatmaya ihtiyacı vardı. tam sikimi ama sokacakken tülay öğretmen bir anda ayağa kalktı ve ben hemen kalkan sikimi gizlemeye çalıştım, tülay öğretmen dediki: off uzaycığım ben tişörtü bir türlü bulamadım hemde burası çok sıcak sanırım burada havalandırma bozuk ben çok terledim üzerimi çıkartabilirmiyim? bende dedimki: evet öyetmenim çıkaytabiliysiniz. tülay öğretmen bir anda soyunmaya başladı, dışarıdan büyük görünmeyen kalçaları o soyununca aslında çok büyük olduğu ortaya çıktı, giydiği soluk mavi renkli gömleğinin düğmelerini birer birer çözmeye başladı ve gömleğide tamamen çıkardı artık üzerinde sadece beyaz renkli sütyeni vardı varya o görüntüyü görmeniz gerekti kadın antik yunan kadın heykelleri gibiydi, bende kalkan sikimi belli etmeden onu izliyordum son olarak beyaz sütyenin ipini çözdü ve karşımda artık tamamen çıplak bir şekilde dikiliyordu! tülay öğretmen dediki: uzaycığım ben tişörtünü bir türlü bulamadım ve çok yoruldum bu yüzden biraz şurada uyusam olurmu çünkü dün gece çok geç yattım dedi. bende oluy öyetmenim dedim ve tülay öğretmen orada hamamlarda duran göbek taşı benzeri bir yere altına havlu sererek sırtüstü uzandı ve benide yanına çağırdı dediki: hadi sende gelsene uzaycığım biraz uyuyalımki enerji kazanalım. bende oluy öyetmenim dedim ve onun koynuna sokuldum, allahım ne kadar güzel bir andı sanki rüyadaydım çok güzel olgun bir kadın beni koynuna almış onunla yatıyordum! tam o sırada odanın havalandırması çalışmaya başladı ve tülay öğretmen dediki: uzaycığım burası soğuk olmaya başladı hadi birbirimize sarılalım çünkü penguenlerde hava soğuk olunca birbirlerine sarılırlar. bende ona iyice sarıldım o da bana sarılıyordu, sikim bu sırada hala kalkıktı ve belli etmeden sikimi onun vücuduna sürtüyordum kafamla ve elimlede onun memelerine dokunuyordum. böyle yaklaşık 5-6 dk oldu ve tülay öğretmenin sızdığını gördüm, onun koynundan yavaşça çekildim ve o hala sırtüstü yatarken onun bacaklarını zıt yönlere doğru açmaya başladım çünkü onun amını artık sikmem gerekti yarım kalan işi tamamlamam gerek! tülay öğretmenin bacaklarını iyice açtım herşey istediğim gibiyid o sırtüstü uyuyor ve bacakları açıktı artık am ve benim aramda hiçbirşey yoktu. sikimi elime aldım ve onun amına doğru sokmaya başladım, ilk sokuşlarımda sikim kayıp dışarı çıkmıştı ama hemen nasıl yapacağımı öğrendim ve artık sikim onun amından çıkmıyordu. tüm gücümle tüm bedenimle onun amını sikiyordum o kadar güzeldiki anlatamam hemde o uyurken zevk sesleri ve ahlama sesleri çıkarıyordu ama uyanmıyordu bu sesler beni iyice delirtti onun amını varımla yoğumla sikiyordum. en son boşaldım ve tülay öğretmende zevk sesleri ile doyuma ulaştığını bana sinyalledi bende sikimi onun amından çektim ve onun amından onun boşalması ile benim döllerim akıyordu çok güzel bir görüntüydü! ben işimi bitirdikten sonra tülay öğretmenin yanına sokuldum ve onu dudağından öperken memesine dokunuyordum o uyanmadan kadın vücudu hakkındaki tüm meraklarımı öğrenmeliydim, vücudunun heryerine dokunuyordum onun her tarafını öpüp yalıyordum. en son bende tülay öğretmen gibi çok yoruldum ve koynuna tekrardan girdim ve uykuya daldım... uyandığımda tülay öğretmen uyanıktı ve üstü yarım bir şekilde giyinikdi üstünde sadece sütyeni aşağısında ise eteğini giymişti ve onun telefonundan birisiyle yazıştığını gördüm, kimle yazıştığını bilmiyordum ama orada yazan ve tülay öğretmenin gönderdiği bir mesajı gördüm mesaj şuydu: Varya rüyamda beni 195 boyunda kaslı yakışıklı bir esmer beni sikiyordu bu şaka mıııı beni öyle bir sikmiştdiki sanki gerçek birisi beni sikmiş gibi hissediyorum neyse aşkım sana sonra yazarım. yani tülay öğretmenin hiçbirşeyden haberi yoktu o bu tüm olanları rüya sanıyordu. tülay öğretmen benim uyandığımı gördü ve bana dediki : uzaycığım günaydınlar uykunu aldınmı? acıktınmı sen bakayım kıyamam ben sana. bende ona yalandan açım dedim aslında aç değildim ama o bunu duyunca bana dediki: tabi ki de aşkım kıyamam sana. ve sütyenini ipini tekrar çözdü, beni kucağına aldı ve beni emzirmeye başladı. onun memelerinin altında boğuluyor gibi oldum ama o beni düzelltti ve onun meme uçlarını emmeye başladım, yavaş yavaş süt geliyordu bende onun sütünü bir güzel emdim, emerkende bir elimle onun boğazına ve memelerine nazikçe dokunuyordum. beni emzirmeyi bıraktı ve üstünü tam olarak giydi bana da o arayıp bulamadığı tişörtü ve kıyafetlerimi giydirdi, tişört aslında o çantanın gizli bir bölmesindeymiş mehmet en bulunmayacak yere koymuş tişörtü. tülay öğretmen benim kolumdan tuttu ve soyunma odasından çıktık, grubun diğer kalanlarının yanına gittik ve onlarla buluştuk. gezi artık bitmişti çocuklar otobüse biniyorlardı okullarına dönmek için ama benim artık kaçmam gerekti çünkü o otobüse binip onların okullarına gidersem yakalanırdım bu yüzden çocukların otobüse binme sırasında oluşan kaostan yararlanıp olay yerinden bir şekilde sıvışmayı başardım.

hemen oradan bir taksi çevirdim evime doğru gitmeye başladım. yoldaykende düşünüyordum lan ne kadar güzel siktim karıyı, nasıl denk geldi bana

eve ulaştım ve eve girdim, eve girince salonda oturup jason statham filmi izleyen babam bana seslendi nerdeydin lan sen it saat kaç oldu diye, bende ona birşey demedim çünkü ben zaten hayatımın en güzel gününü yaşamıştım neden onun dediğini umursayayımki . ben tam odamın kapısını açtım odaya girecekken babam sanırım haber kanalı açmışdı ve televizyondan şu ses geldi : SON DAKİKA SON DAKİKA ANKARA'DA YAŞAYAN ÜNLÜ MİLYARDER OKAN BÜYÜKKAPLANOĞULLARI'NIN DOWN SENDROMLU ERKEK ÇOCUĞU UZAY BÜYÜKKAPLANOĞULLARI KAYBOLMUŞTUR ONU BULANA PARA ÖDÜLÜ VARDIR!!!!

hassiktir lan ben 100 milyar dolar serveti olan iş adamının çocuğun yerine mi geçmiştim vay amınakoyayım

son dakika çağrısından 2 dk sonra ise televizyonda Tülay öğretmeni gördüm, ağlıyordu ve uzayın bulunması için yalvarıyordu ve bulan kişiye para ödülünü tekrar tekrar söylüyordu, dudağının kenarında benden kalan dondurma izi vardı hala :). tülay öğretmen uzayın özel öğretmeniymiş onun herşeyiyle sorumluymuş. hahaha ben artık umursamıyordum çünkü en büyük ödülü ben kazanmıştım zaten, siz ne yapıyorsanız yapın hahaha

duş aldım ve yatağıma geçtim saat geç olmuşdu artık. yastığa kafamı koyduğumda bu günün tüm ayrıntılarını düşündüm. vay be aslında bugün çok fazla kötü olay yaşadım:

-annem bana istemediğim halde beyaz tişört giydirdi

-babam zorla sakallarımı kestirdi

-yediğim dondurma üzerime aktı

-müzede kayboldum

-müzede bana dayı yanlış yeri tarif etti

ama tüm bu kötü olaylar bir şekilde çok güzel bir sonuca yol açtı. hayatta bazen akışına bırakmak gerekir herşey güzel olabilir kendiliğinden ama bir yandan sizde ne kadar şanssız olsanız bile elinizdeki kartları iyi oynamanız gerekir, bakın bana cüce olduğum yetmezmiş gibi hemde çok şanssız şeyler yaşadım ama pes etmedim ve oynamaya devam ettim. size verebileceğim en büyük tavsiye asla umudunuzu kaybetmeyin. meşhur sözümü sizlerle paylaşıp bu anımı sonlandırmak istiyorum:

krizler her zaman fırsatları doğurur


r/kopyamakarna 15h ago

META sikimin boyuyla dalga geçen çocuğun sevgilisini gözünün önünde siktim

5 Upvotes

bir sabah uyandım okula hazırlanırken sikimin ne kadar büyük olduğunu düşünüyordum o arada en yakın arkadaşım instegramdan tek gösterimlik resim paylaştığını fark ettim resmi açtığımda kocaman bi yarral görmüştüm korkup hemen kapattım resmi sonra kahvaltı yapıp evden çıktım servise binerken bile aklıma yarrak geliyordu kendiminkinin ne kada küçük olduğunu anlamıştım ve utanmıştım neyse okula 15dk sonra falan geldik bahçe kapısından içeri girdim sevdiğim kız ile en yakın arkadaşımla kol kola geziyorlardı şaşırmıştım kızmıştımda ama sonra belkide ona layık değilimdir diyerek okulun içine girdim o gün o kadar üzgün ve bitkindimki hem sevdiğim kızın arkadaşımla olması hem sikimin boyunun küçük olması yani anlicanız o gün hiç modum yoktu neyse sınıfın yolunu aldım sınıfın kapısında sınıfın en güzel kızı diye bahsedilen kızı gördüm pek bana göre değildi neyse kızlaral pek aram olmadığı için diğer arkadaşlara ne olduğunu sordum onlar seninki bu sabah geldi baya mutluydu çantasını bırakıp aşağı koşar adımlarla inmeye başladı görmüşsündür belki dedi arkadaş bense yok ya görmedim bahçede yoklardı sanırım dedim neyse 10dk geçti ders başlamak üzere herkes geldi sınıfa ama bizim 2li halen yok ortalıkta ben biraz meraklı olsamda pek umrumda değillerdi artık sonrasında içeri coğrafyacı girdi ayağa kalktık fln sonra hoca masasına oturdu yoklama alıyordu 2 si hariç herkes vardı hoca onları tam yok yazacakken hocaya hocam onları okulun bahçesinde görmüştüm dedim hafif bağırarak arkadaş hani görmemiştin piç dedi sessizce bende anlatcam sana tenefüste olanları derken hoca biriniz gitsin baksın şu zibidilere dedi öğretmen yalakası kız hocam ben bakarım diyince hadi sen bakıver dedi hemence bense hocam bende gideyim diyince sen otur oturduğun yerde dedi içimden küfürler etsem de hocam erkekler tuvaletine bakarım bende diyince hoca iyi git ama hemen gel sadece tuvalete bakıp gel dedi neyse çıktık sınıftan kızla gidiyoduk tuvalete kız bu arada senin arkadaşın o kızla oldular biliyonmu dedi bende biliyorum tabiki dedim hemen mal kız bence o kız o çocuğa layık değil fln diyodu galiba bende içimden bi sussana amk oğlu diyodum tabii neyse öyle böyle vardık girdim erkekler tuvaletine kimse yok oda kızlar tuvaletine 5 dkkada bakmıştı sanırım neyse ben dışarı çıkıp kızın gelmesini beklerken müdürün koridordan geçtiğini gördüm hızlıca merdivenlere yöneldim göz ucuyla müdüre baktım müdür benim olduğum yere geliyodu bende yavaş adımlarla aşağı indim yavaşça aşağıdan garip garip sesler geliyodu o an taşlar yerine oturmuştu yanlarına gitsem mi gitmesem mi diye düşündüm ama fırsat bu fırsat dedim gittim aşağı seslerin geldiği sınıf resim sınıfıydı içeri girdim perdeyi çektim tam tahmin ettiğim gibiydi 2 si cinsel ilişkiye giriyordu şaşkın şaşkın bakakaldım daha sonra hafif ses yapınca beni gördüler kız hemen kendini kapatmaya çalıştı arkadaşım ise kızın önüne geçip kıyafetlerini giymesinde yardımcı oldu 2 side konuşmuyordu daha sonra bana neden sikini attın dedim arkadaşıma o ise kıza atacaktım yanlışlıkla attım dedi ve dedi atar atmazda sanki bekliyomuş gibi hemen açtın kız ne oluyor dedi kısık sesle arkadaşım bu piç fırsattan istifade sikimi gördü dedi kızsa öyleyse kısasa kısas olmalı diyerek sikimi arkadaşıma göstermem gerektiğini söyledi ben çekindim sikimin küçük olduğunu biliyodum neyse ısrar ettiler bende belki yandan büyük duruyodur dedim ve açtım sikimi arkadaşım görünce gülmeye başladı ben hemen donumu yukarı çektim arkadaşım artık arkadaşım değilsin piç bu sik ne dedi ve hunharca gülmeye başladı kızsa bi insanın değiştiremediği özelliklerşe dalga geçemezsin tamam mı dedi ve devamını part 2 de atcam elim yoruldu


r/kopyamakarna 10h ago

kopyamakarna TRAMVAY SAPIĞI

1 Upvotes

KADIN: tamam sen böyle devam et

TRAMVAY CÜCESİ: yalakaları ben sevmem ben çek çek devam et benim korkum yok kimseden

👍

KADIN: akşam televizyonda görürsün kendini

TRAMVAY CÜCESİ: o zaman öldürmek zorundayım seni

KADIN: ooo çok iddalı devam et

TRAMVAY CÜCESİ: öldürücem seni o zaman kusura bakma çek çek istersen bunu da çek

  1. ŞAHIS ADAM: kes sesini bee uzatma

TRAMVAY CÜCESİ: ya ne uzatıyom görmüyon mu kameraya çekiyor görmüyon mu

  1. ŞAHIS ADAM: başka tarafa git o zaman hadi

TRAMVAY CÜCESİ: napıyım o gitsin

  1. ŞAHIS ADAM: kadın var karşında kadın var

TRAMVAY CÜCESİ: kadınsa kadınlığını bilcek

  1. ŞAHIS ADAM: ne uzatıyon sen de

TRAMVAY CÜCESİ: kadınsa kadınlığını bilcek

  1. ŞAHIS ADAM: git uzağa o zaman sen de yürü

TRAMVAY CÜCESİ: allah allah ya kameraya bakalım diyoz çekiyor şey yapıyor ya

  1. ŞAHIS ADAM: ya yürü

TRAMVAY CÜCESİ: çek çek al bunu da çek veriyim mi al al

  1. ŞAHIS ADAM: ya git işine ya (kalabalıktan bağırışma sesleri)

r/kopyamakarna 1d ago

kopyamakarna Dayımın 4 kızını 2 günde siktim. (Tek part)

6 Upvotes

Ben Mert. 185 boyunda sarışın mavi gözlü 23 yaşındayım. Kısaca kadınlar için bir veli nimet gibiydim.

en büyük kız (ayşe diyelim).

Ayşe çok güzel üniversitesini dereceyle tamamlamış son derece akıllı bir kızdı. Kapalıydı, boyu 165 kadar bişey di.

Fiziği harikaydı memelerinin bedeni 85b idi Kısacası harika bir vücudu vardı.

Köydeki dedemizin evinde annem, kardeşim, yengem, dayım,dedem,kuzenlerim ve anneannem vardı. Yatıya kalmıştık, köyde evimiz olmadığı için. Ev zaten büyüktü klasik köy evi ama Villa gibi 5+2 bir ev her odasında 1-2 kişi kalıyor. bende büyük kuzenimle kaldım.

O gece her zaman ki gibi boxerla uyuyacaktım ama tam çıkardığım esnada kuzenimle aynı yatakta yatacağım aklıma geldi. yatakta fazla büyük değildi zaten, bende yerde yatarım diye planlıyordum. O gece bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor ve şimşek çakıyordu. Kuzenim de ben kendimi bildim bileli şimşek çakmasından çok korkardı. Bana bu gece beraber yatalım diye yalvardı bende Şimşekten korktuğunu bildiğim için kabul ettim ama yatak zaten dar ve sıkışık kuzenim de küçükken (ailesi hariç) kimsenin bilmediği bir korkusu olduğu için çıplak yatardı. Yatağa geçtiğimizde o çıplaktı bende boxerlaydım kuzenim dedi ki rahatsız olacaksan boxerini Çikar. dedi bende çıkardım artık onun tüysüz bembeyaz götü ile aramızda birşey kalmamıştı. Zaten çocukluktan beri onu arzuluyordum. bu benim için başlıca bir fırsattı. İlk başta sikimi yavaşça götüne değdiriyor tepki bekliyodum ama besbelli uyumuştu daha rahat hareket ettim götünün arasında sürttüm

Sikimi geri çektim ve elimi uzattım tam elimi uzatacakken pozisyonunu değiştirdi ve sırt üstü yatmaya başladi. Bu benim için bariz bir fırsattı. Hafifçe yorganı üstünden çektim ve aletimi demir gibi yapan pespembe kılsız amcığını gördüm içim gitti resmen. Elimi uzattım amcığına ilk biraz oynadım, elimi gezdirdim ve zevk suyunun yavaş yavaş aktığını gördüm o zevk suyunu aldım sikime sürdüm ve sıvazladım, sonra bekletmeden sikimi sürttüm,

Ve bir anda içine soktum hafif bir çığlık yükseldi, ama kimseyi uyandırmayacak cinsten

Beni o halde görünce irkildi ama hoşuna gitmişti belli. Eliyle sus işareti yapıp devam et dedi. Ben hızlandım hemen. Ben hızlandıkça o da orgazm oluyordu. Bende en son boşalacağım dedim ve o da içime boşal dedi ve 1-2 dakika sonra içine sıcak sıcak akıttım, içimden sikimi çıkartınca bacaklarıma suyu fışkırdı evet oda orgazm olmuştu bacakları titriyordu. Ayağa kalk dedi ayağa kalktım önümde eğildi ve sakso çekmeye başladi o kadar güzel bi histi ki göğe yükselecektim 3-4 dakika devam ettikten sonra ağzına yüzüne ve memelerine boşaldım o gece öyle uyuduk.

Bizi sabah uyandırmaya gelen ondan bir küçük kuzenim bizi o halde görünce üstümü kapatmış ablasını uyandırmış ve kahvaltıyı hazırlamaya gitmişler. Sonra aradan 3-4 saat geçince yanıma geldi gel bakkala gidelim dedi ve babasına söyledi üstümü giymek için valizimin olduğu misafir odasına girdim(özel bir durum olmadıkça kimse girmez) hızlıca üstümü değiştirmek için girdim atletimi boxerimi çıkardım ama kapıyı kitlemiştim bir anda bu gece siktiğim kuzenimin bir küçüğü girdi.

(Ona da ela diyelim)

Ela içeriye girince benim o halimi gördü ama hiç birşey yapmadan valizimi çekip aldı. Üstümü değiştirmeme izin vermiyordu ve karşısında çırıl çıplaktım. Dün ablamla ne yaptınız dedi. Ne yapacağız ya dedim. Yalan söyleme ne yaptığınızı biliyorum ve aynısını bana yapmanı istiyorum dedi ve dudağıma yapıştı o anın verdiği azgınlıkla uzatmadan üstünü soydum ve balkona gidelim dedim. Ne olur ne olmaz diye en azından girenler kimse yokmuş gibi girip çıkarlar diye uzatmadım yatırdım yere, soktum sikimi ağzına hoşuna gitmiş olacak ki o da zevkle yapmaya devam etti bir yandan amını okşuyodum ve memelerini elliyordum ve dedi ki sok artık şunu içime dedi bekletmeden o kapkara ve kıllı amcığına soktum ne kadar içimden gelmesede ablasına kıyasla bunun amcığı karaydı ama içi sıcacıktı sert sert sikmeye başladım aradan 7-8 dakika geçince boşalıyorum dedim oda hemen götüme gir içime boşalma dedi bende bir anda tüysüz ama sivilceli götünün İçine girdim acıyla çığlık attı 1-2 dakika götünü siktik ten sonra götüne sıcak sıcak boşaldım.

meğersem bunun bir küçük kardeşi (sevde diyelim)

bizi izliyormuş içeri girdi ablasının götüne boşaldığım sırada bizi o halde gördü anlamadığım bir şekilde oda soyunmaya başladı ve sikimi ağzına aldı bende hiç öpüşme, sevişme işine girmeden onun ıslanmış amcığını sikmeye başladım, öyle sert sikiyordum ki suyu geldi, ve fışkırdı bende 2-3 dakika geçmeden ağzına boşaldım. Bunların aramızda kalması için bana yalvardılar. Söz verdim.

bunların en küçüğü, liseyi yeni bitirmiş kısa boylu memesi diğerlerine göre daha büyük yani fiziği iyiydi kapalı bir kızdı (tuana diyelim)

Meğersem bu bizi ayşe ile sevişirken kapıyı aralayıp bizi izliyormuş o zaman da kendini tatmin etmek için amıyla oynamış. Bunu bana anlattığında anlamıştım. Ona yaptığımın aynısını mı istiyorsun dedim utanarak başını salladı bende ona ela ve sevdeyi de siktiğimi söyledim azdığı belli oluyordu beyaz kumaş pantolon giymişti, heralde altına kilot giymemişti çünkü beyaz pantolonu ıpıslak olmuştu bende uzatmadan dudağına yapıştım çünkü o beni zaten hep azdırıyordu sevişme faslını geçtikten sonra amına girdim zevk sesleri beni benden alıyordu içime boşal dedi meğersem bu sevgilisiyle sürekli sikişiyormuş ve korunmadıkları için doğum kontrol hapı alıyormuş onu o zevkle 12-13 dakika boyunca çatur çutur siktim ve içine boşaldım birde götten denedik götü çok güzeldi ama deliği çok dardı zor bela girmeyi başarmıştım artık sertçe sikip canını açıtırken bir yandan da zevk vermem gerekiyordu onu götünden 7-8 dakika siktikten sonra aramızda kalması için yalvardı hepsi çok azgındı şaşırmıştım. O günden sonra köyde kaldığım sürece hepsiyle sürekli sikiştim


r/kopyamakarna 1d ago

kopyamakarna Şimdi Papi Chulo, bir pezevengin para kazanma hikayesidir.

4 Upvotes

Şimdi Papi Chulo, bir pezevengin para kazanma hikayesidir. Ben de düşündüğümde kendimi bu pezevenkle içsel olarak bir bağ kurmaya ittim. Dedim ki bir pezevenk olsam, bu pezevenk üzerinden bir para kazanma hikayesi olsa ne isterim dedim; günün sonunda benimkini yesinler isterim dedim. Aslında bu şarkı sound’una rağmen benim için dramatik bir şarkıdır. Çünkü ben pezevenklerin hayatının düşündüğünüz kadar kolay olmadığını düşünüyorum.


r/kopyamakarna 5d ago

kopyamakarna Travestiler peşimdeyken keko kurtardı

12 Upvotes

Arkadaşım Mehmet ile oturuyorduk bana delici bakışları ile bakıp travestilere gidelimmi dedi ona hayır diyemedim keşke hayır deseydim uzun bir yolculuk ardından mahalle travestilerinin sığınağına gittik ben içeri girmedim ama arkadaşım saatlerce onlarca travestinin içinden geçti sonra işi bitince dışarı çıktı bir travesti dışarı çıkıp para isteyince arkadaşım delici bakışları ile hiç parası olmadığını söyledi sinirlenen travesti tek hamlede dönen yarrak saldırısıyla arkadaşım Mehmet'in kafasını kesti ne olduğunu anlayamıyorumdum zaman adeta yavaşlamıştı sonra travesti bana dönüp arkadaşın ödemedi ama bu çorbayı sen ödicen dedi ödeme de senin travestiye dönüşmendir deyince kaçmaya başladım arkamdan adeta yaratıklar gibi beni kovalayan travestilerden kaçıyordum biri kılıcını tam bana savuracakken çöp kapağını kalkan olarak kullanan her gün 5 lira verdiğim keko yardımıma yetişti ebü amığa kodimin transformusi dedikten sonra savaşmaya başladılar sonra mahalleli inştiraak etmeye başladı keko mahalleli asemble dedikten sonra tekelci murat , marongoz Necmi, tinerci tuna , zayıf köpek Ronaldo ve son olarak mahelle orospusu 80 yaşındaki nine birlik oldular kanlı bir Savaştı en karanlık anda travestilerin lideri yörünge lazeri ile saldırdı ben tam ölecekken keko kalkanı ile beni kurtardı sonra savaşı değiştiren şey oldu ve ahlak şube baskın attı tam kurtuldum derken kekoyu gördüm 347 yerinden bıcaklanmış yerde yatıyordu onu kucağıma aldım benden sonkez elli kuruş görmek istediğini söyledi benimde param yoktu o yüzden yerden aldığım taşla kafasını ezerek amk kekosunun işini bitirdim sonra eve gidip rdr oynadım burdan bir ders alıncakasa kekolarınızı zehirleyin döner alıp içine fare zehri atın ne bilim yapın bir şeyler


r/kopyamakarna 6d ago

kopyamakarna ARKADAŞLAR ANILARIMI ANLATTIĞIM BİR SERİ YAPACAM ÇOK ACAYİP ANILARIM VAR YANİ CİNLİ OLANINDAN +18 OLANINA, ASKERDE OLANINDAN GÖZ ALTILARINA KADAR ZİBİLYONTANE ANIM VAR TEK SORUN BİRAZCIK UZUN AMA OKUDUĞUNUZA PİŞMAN OLMAZSINIZ SİZCE YAPMALIMIYIM

9 Upvotes

...


r/kopyamakarna 6d ago

kopyamakarna ANILARIMI ANLATIYORUM PT 1: AZDAVAY KÖYÜNDEKİ CİNLİ ANIM

5 Upvotes

Olay 2024’ün Kasım ayı sonlarına doğru geçti. Kastamonu’nun Azdavay ilçesine bağlı, haritalarda bile tek bir çamurlu patika yolla gösterilen, etrafı asırlık sık çam, göknar ve meşe ormanlarıyla kaplı, medeniyetten tamamen tecrit edilmiş bir dağ köyündeyiz. Babaannem vefat edeli iki hafta olmuştu. Ev iki katlı; alt katı kalın dolma taş ve rutubetli kerpiçten, üst katı ise 100 yıllık meşe tahtalarından çakılma, çatı katı tavanı alçak olan eski bir Karadeniz evi. Peder, babaannemin ölümünden sonra "Oğlum git, babaannenin vefat ettiği o odayı temizleyin, eski kilitleri değiştirin, ambardaki kışlık fındıkları ve bakliyat çuvallarını merkeze getirin, ev başıboş kalıp dağdaki kurda kuşa yem olmasın" dedi.

Yanıma bizim mahalleden "Sercan" denen o vurdumduymaz piçi taktım. Sercan dediğin herif, hayatta hiçbir şeyi ciddiye almayan, dualarla, inançlarla, cinle periyle dalga geçen, her şeye "Aga saçmalama amk, bu devirde ne büyüsü" diyen bir tip. Keşke yalnız gitseydim, keşke bacağıma sıksaydım da o yola çıkmasaydım.

Köy dediğin yer, sanki medeniyetin tamamen ilişiğini kestiği bir karadelik. En yakın komşu ev 700 metre ötede, oradaki ihtiyar da zaten yatalak, konuşamıyor bile. Gece saat 9 oldu mu, o dağların üzerine öyle zifiri, öyle katıksız bir karanlık çöküyor ki; elini fenerin önüne koy, kendi parmağını göremezsin. Ses yok... Ne bir rüzgar esintisi, ne bir kuş sesi, ne bir böcek cırtı. Sadece ahşap evin kendi ağırlığıyla çatırdayıp inlemesi ve insanın kendi kulak çınlaması var. Evin kapısını pirinç anahtarla açıp içeri ilk adımı attığımız an burnumuza oturan o koku hâlâ genzimdedir: Yıllanmış toz, nem, çürümeye yüz tutmuş ahşap, rutubetli sergiler ve garip, ekşimsi bir küf kokusu...

Saat gece yarısı 2.15 civarı. Salondaki devasa dökme sobaya iki büyük meşe kütüğü attık. Soba gürül gürül yanıyor, döküm gövdesi sıcaktan kıpkırmızıya dönüyor ama ev o kadar eski ki, yer tahtalarının arasındaki milimetrik aralıklardan buz gibi bir cereyan ayağımıza vuruyor. Gaz lambasının sarı, cılız ve sallantılı ışığı altında oturuyoruz. Sercan elindeki telefonla oynuyor ama şebeke sıfır, arama bile yapılmıyor. Çocuk bıkkınlıktan patlama noktasına geldi. "Aga ben evi kurcalayacağım, babaannenin sakladığı eski paralar falan vardır belki" deyip ayağa kalktı.

Babaannemin öldüğü o alt kattaki arka odaya girdi. O oda sağlığında bile soğuk olurdu; babaannem oraya kimseyi sokmaz, kapısını hep eski bir kilit takımıyla kapalı tutardı. Odanın içinde sadece tek bir pencere vardı ve o pencere de dışarıdan tahtalarla çakılmıştı. Sercan oradaki o ağır, oymalı ahşap çeyiz sandığını kurcalamaya başladı. Ben "Oğlum elleme, babaannenin mahremi, günaha girme yat zıbar" dedikçe bu daha da hırslandı. Sandığın en altından, eski bir gazete kağıdına —1984 yılına ait sararmış bir gazete sayfası— sıkı sıkıya sarılmış bir paket çıkardı.

Gazeteyi masanın üzerine açtık. İçinden çıkanlar şunlardı:

  1. Üzerinde siyah mürekkeple değil, pıhtılaşmış koyu kahverengi bir kanla çizilmiş garip geometrik şekiller, ters üçgenler ve anlamsız gırtlak harfleri olan sararmış bez bir parça.
  2. Kurumuş, tüyleri dökülmüş, eklemleri ters kaynamış kırık bir keçi ayağı.
  3. Üzeri kızgın bir şişle kazınmış, kenarları yakılmış küçük bir ceviz tahta.
  4. En dehşet verici olanı ise: Üzerine onlarca dikiş iğnesi saplanmış, göz kısımları dağlanmış kilden yapılmış insansı küçük bir bebek.

Sercan o yavşak gülüşüyle, "Ooo kanka babaannen harbi cadıymış lan, kabile büyüsü yapmış milletin rızkını bağlamış" diye dalga geçmeye başladı. "Sercan, o bezi kapat. O iğneleri elleme, bak içimde çok kötü bir his var" dedim. Beni dinlemedi. Bezin üzerindeki o gırtlak patlatan, arapçaya benzeyen ama harfleri ters yazılmış kelimeleri yüksek sesle, bağıra bağıra, alaycı bir tonla okumaya başladı.

O kelimelerden sonuncusu Sercan’ın ağzından çıktığı an...

Sobanın içinde gürül gürül yanan o devasa meşe kütüklerinin ateşi, sanki üzerine tonlarca buzlu su dökülmüş gibi bir anda "SÖNDÜ"!

Alev bir anda yok oldu! Sadece simsiyah kütükler kaldı ve odanın sıcaklığı iki saniye içinde eksilere düştü! Yemin ediyorum, nefes verdiğimizde ağzımızdan çıkan buharı gaz lambasının ışığında kristal gibi görüyorduk. O sarı gaz lambasının ışığı küçüldü, morumsu, leş, sirke gibi kokan bir ışığa dönüştü.

Evin içindeki o hafif çıtırtılar bile kesildi. Tam bir vakum sessizliği. Dışarıda rüzgar esiyor ama ses eve ulaşmıyordu.

Sercan’ın o sırıtışı anında yüzünde dondu. Dudakları titremeye başladı. "Kanka... sobaya ne oldu lan?" dedi. Sesi o kadar incelmişti ki, bir çocuk gibi çıkıyordu. Cevap veremedim. Boğazım öyle bir sıkıştı ki, tükürüğümü bile yutamadım.

İşte tam o an... üst kattan —babaannemin vefat ettiği o boş odanın tam üstünden— ilk ses geldi.

Tık... tık... tık...

Çıplak, ıslak bir ayağın ahşap zemine basma sesi. Ama bu ritim bir insana ait olamazdı. İki hızlı basış, ardından ağır, sürülen bir şeyin sesi. Tık-tık-sürüt... tık-tık-sürüt...

Sırtımdan aşağı kaynar sular döküldü, apış arama kadar inen bir dehşet hissettim, testislerim panikten kasıklarıma kadar çekildi. Sercan’a baktım, çocuk kireç gibi olmuştu, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi taptaze bir korkuyla tavana bakıyordu.

O adımlar yavaş yavaş, ağır ağır, yer tahtalarını çatırdatarak tam oturduğumuz yerin üstüne kadar geldi. Ve tam tepemizde durdu.

Aşağıya öyle bir sessizlik çöktü ki, kendi kalp atışlarımın kulağımda yaptığı gümbürtüyü duyabiliyordum. 3-4 saniye hiçbir şey olmadı. Sonra... tavanın ahşap kaplamalarından bir tırmalama sesi başladı. Sanki insan tırnağı değil, demir taranaklarla tahtayı içeriden kazıyorlardı. Gııırrrrrr... gııırrrrr...

Tırnak sesinin hemen ardından, tavan tahtalarının birleştiği o ince aralıktan üzerimize siyah, katran gibi koyu bir sıvı damlamaya başladı. Sıvı masaya döküldüğünde burnumuza yayılan koku mide bulandırıcıydı: Yanık et, leş, çürümüş hayvan sakatatı ve yoğun bir kükürt kokusu!

Ve ardından o ses...

Tavanın tam arkasından, sanki kıkırdağı kırılmış, içi kan dolu bir gırtlıktan çıkıyormuş gibi, hem çok tiz hem de derinden gelen, ne kadına ne erkeğe benzeyen bir fısıltı yayıldı. Ses tam olarak benim adımı, heceleyerek söyledi:

"...Ahhhh... meeeett..."

Sercan "ANANI SİKEYİM!" diye bir çığlık attı. O anki hayvani refleksle kapıya doğru hamle yaptık. Kapının demir kolunu tuttuğum an "CISS" diye bir ses çıktı! Kapı kolu kor gibi sıcaktı, el ayammın derisi anında kabardı ve kapı dışarıdan biri tarafından öyle bir zorlanıyordu ki, ahşap kasa çatır çatır esniyordu!

Kapı açılmıyordu. Dışarıdan biri kapıyı kilitler gibi baskı yapıyordu.

Geriye doğru çekildik. O sarı-mor gaz lambasının titrek ışığında odanın köşesine baktığım an, gördüğüm şey ömrüm boyunca zihnimden silinmeyecek.

Odanın köşesinde, duvarın tavanla birleştiği yerde... ters duran bir silüet belirdi.

Gövdesi tavan boyunca uzanmış, bacakları ve kolları bir örümcek gibi eklemlerinden ters dönmüş bir şey! Üzerinde babaannemin o eski, kefene benzeyen beyaz patiska entarisi vardı ama entari kapkara çamur ve kurumuş kan içindeydi. Saçları karmakarışık, bitli ve ıslak bir şekilde aşağı doğru sarkıyordu.

O saçların arasından bize bakan yüzü gördüm...

Yüzünde göz yoktu brother! Göz kapakları çuvaldızla birbirine dikilmişti ama o dikilmiş yerlerden koyu, iltihaplı bir sıvı süzülüyordu. Yanaklarının derisi kemiklerine kadar çökmüştü. Ağzı ise bir insanın anatomik olarak açamayacağı kadar, çenesi kırılmışçasına göğsüne kadar açılmıştı. Ağzının içindeki dişler kapkaraydı, damakları yoktu ve o geniş boşluktan hırıltılı, ıslak, leş gibi bir nefes sesi geliyordu.

O şey, tavanın üzerinde eklemlerini kırarak, kemik çatırdayış sesleri arasında üzerimize doğru emeklemeye başladı!

Kırrrt... çattt... kırrrt...

Ben o an korkunun ulaştığı son noktayı yaşadım. Bacaklarımın arası anında ısındı, mesanem tamamen boşaldı, altıma kaçırdım amına koyayım! Çişimin bacaklarımdan süzülüp çoraplarıma kadar indiğini hissediyordum ama hareket edemiyordum.

O şey tavandan üzerimize doğru ivme aldığı an Sercan "ALLAHU EKBER!" diye haykırarak kendini odanın çift camlı, ahşap çerçeveli penceresine fırlattı!

Camlar ve ahşap çıtalar büyük bir gürültüyle patladı. Sercan dışarı fırladı. O şeyin tavandan üzerime doğru süzüldüğünü, o leş kokulu, yanık kokan nefesini yüzümde hissettiğim o milisaniyede ben de arkama bile bakmadan kendimi o patlayan pencereden dışarı attım!

İkinci kattan, karın ve kırık camların üzerine çakıldık.

Sol bacağımı yere çarptığım an şiddetli bir çatlama sesi duydum ve dehşet bir acı saplandı. Kaval kemiğim çatlamıştı. Ama o adrenalle acıyı hissetmek imkansızdı. Karın içinde doğrulduğum an başımı eve doğru çevirdim.

Pencerenin kırık çerçevesinden dışarı, o az önce gördüğümüz ters dönmüş mahlukat yarı beline kadar sarkmıştı. İki uzun, kapkara, tırnakları sökülmüş kolunu bize doğru uzatmış, o dikili gözleriyle karanlığa bakarak dağları inletecek kadar tiz, yırtıcı bir çığlık atıyordu! O çığlık insanın beynini delip geçiyordu, sanki kulak zarlarım patladı.

Bacağım kırık halde, donumda çişimle, karın üzerinde sürünerek ve yalpalayarak Sercan’la birlikte ana yola doğru koşmaya başladık. Arkamızdan gelen o çığlık sesi ve evin ahşap duvarlarına vurulan devasa darbe sesleri en az 1 kilometre boyunca peşimizi bırakmadı. O şey sanki arkamızdan ormanın içinden bizi izleyerek geliyordu, ağaç dallarının kırılma sesleri tam yanımızdan geçiyordu!

Gecenin 3’ünde, -10 derece soğukta, karların üzerinde topallaya topallaya, çalıların yüzümüzü parçalamasına aldırış etmeden ana caddeye ulaştık. 2 saat boyunca yol kenarında titreyerek, ıslak donumla, bacağımın acısıyla bir araba geçsin diye dua ettik. En sonunda sabahın 5.30'unda tomruk taşıyan bir kamyon denk geldi. Adam bizi durdurup araçtan indi, yüzümüzdeki o dehşeti, kan içindeki ellerimizi ve donmuş halimizi görünce "Oğlum siz neye çarptınız, ceset gibisiniz, bu hal ne!" dedi.

Kamyoncu bizi Kastamonu Devlet Hastanesi’nin aciline yetiştirdiğinde ikimiz de hipoterminin eşiğindeydik. Ben sol kaval kemiğimdeki kırık ve donmuş çişimle bilincimi kaybetmek üzereydim ama Sercan... Sercan artık bizim bildiğimiz o vurdumduymaz, her bokla dalga geçen insan değildi.

Hastanede acil servis doktorları Sercan’ı muayene etmeye çalışırken çocuk tek bir kelime bile etmiyordu. Göz kapaklarını kapatmıyordu bile! Hani insan refleks olarak saniyede bir gözünü kırpar ya; Sercan gözlerini kan çanağı gibi açmış, acilin tavanındaki o beyaz florasan lambaya dikmişti. Göz bebeği ışığa tepki vermiyordu. Hemşireler kolundan kan almaya çalışırken vücudu kütük gibi kaskatı kesildi.

Doktorlar "Aşırı travma ve donma şoku" dediler, geçiştirmeye çalıştılar. Ama işin aslı öyle değildi brother.

Sercan’ı merkeze, büyük bir psikiyatri kliniğine sevk ettiler. İlk üç ay boyunca tek bir lokma katı gıda yemedi, sadece hortumla beslediler. Ailesi perişan oldu, beni arayıp "O gece o dağda ne oldu?" diye ağlıyorlardı. "Kar kapladı, kaybolduk, korktuk" deyip geçiştirdim; çünkü o sandığı, o dikilmiş gözleri ve tavanı kazıyan tırnak seslerini anlatsam beni de oraya kapatırlardı.

Bir gün Sercan’ı ziyarete gittim. Beyaz, buz gibi bir odada, tekerlekli sandalyeye bağlamışlar. O 1.85 boyundaki, mahallede önüne gelene racon kesen, gamsız çocuk gitmiş; yerine 45 kiloya düşmüş, avurtları çökmüş, tırnaklarını kendi etine geçirmekten parmak uçları yara içinde kalmış bir enkaz gelmişti.

Yavaşça yanına yaklaştım. "Sercan... kanka ben geldim, Ahmet..." dedim.

Çocuk başını yavaşça bana doğru çevirdi. Yemin ediyorum, gözlerinin içindeki o canlılık tamamen ölmüştü. Sanki arkasında bir ruh yoktu da, boş bir et çuvalına bakıyordum. Beni gördü... Ve o an, aylardır tek bir ses çıkarmayan Sercan’ın kuru, çatlamış dudakları aralandı.

Gırtlağından hırıltılı, ıslak ve boğuk bir ses çıktı. Ama konuşan Sercan’ın kendi sesi değildi! O sesteki ton, o gece tavanın tahtaları arasından adımı fısıldayan o leş, cinsiyetsiz sesin birebir aynısıydı!

Bana doğru hafifçe eğildi, çürümeye yüz tutmuş dişlerinin arasından fısıldadı:

"...O hâlâ orada Ahmet... Ve senin gelmeni bekliyor..."

O an Sercan’ın pantolon paçasından aşağı siyah, katran gibi koyu bir sıvının süzüldüğünü gördüm! Aynı o gece tavan tahtalarından masamıza damlayan o yanık et ve kükürt kokulu sıvı!

Dehşet içinde geriye doğru fırladım. Çığlık atarak odadan dışarı kaçtım. Güvenlikler ve doktorlar içeri koştu. O günden sonra Sercan’ın yanına bir daha asla gidemedim.

Ve asıl kan dondurucu gerçeği bana 6 ay sonra peder söyledi...

Ben hastaneden çıktıktan sonra peder o köye, babaannemin evine kilitleri takmak ve eşyaları almak için gitmişti. Döndüğünde yüzü kireç gibiydi. Bana sadece şunu söyledi: "Oğlum... babaannenin çeyiz sandığı hiç alt katta olmamış ki. O sandık 20 senedir çatı katında, babaannenin vefat ettiği yatağın tam tepesindeki kilitli zulamdaydı."

O an beynimden vurulmuşa döndüm.

Yani o gece Sercan’ın alt kattaki o karanlık odadan bulup çıkardığı o sandık, babaannemin sandığı değildi... O mahlukat, Sercan’ı zihnen ele geçirmek ve kendisini serbest bıraktıracak olan o büyülü bezi okutmak için o sandığı oraya bizzat kendisi koymuştu! Biz kendi ayaklarımızla o cehennemin kapısını açmış, o varlığı serbest bırakmışız!

İki ay sonra köylüler o evi tamamen yaktı. Ama yakmalarına rağmen, dağdan şehre inen köylüler hâlâ söyler: Zifiri karanlık gecelerde, o yanmış evin kül yığınlarının tam ortasında, tavanda ters duran o beyaz entarili mahlukatın silüeti görünürmüş.


r/kopyamakarna 9d ago

kopyamakarna Ayın 30’undaki kuzen düğününe gitmiyorum

9 Upvotes

Ayin 30undaki kuzen dugunune gitmeme karari aldim bro, kiz tarafindan olmamiz falan umurumda bile degil tam bir bullshit organizasyonu. Aylardir aile grubunda bir hype bir tantana sanirsin nasa uzaya mekik firlatacak ama alt tarafi dandik bir salonda 4 saat boyunca kulak patlatan bas sesleri esliginde yapay gulumsemelerle Takisini Takan Kaçar simulate edilecek. Sirca kosklerinden inip 365 gun aramayan akrabalarin bir araya gelip kim ne giymis kim kime ne takmis gıybeti dondurmesini izlemek inanilmaz bir cringe festivali. Bir de ustune Kiz Tarafiyiz abi yuksek protokol takilmamiz lazim darlamasi var ki totally unacceptable. Masaya oturacaksin 80 yasindaki amca gelip ee senin Is Güc Nasil Sira Sana Ne Zaman Geliyor sorusuyla mental assault atacak, o gürültüde ne dedigini anlamayip mal gibi kafa sallayacaksin. Kimse kusura bakmasin ama benim weekend energy seviyemi bu tarz fake samimiyet sahnelerinde harcamaya hic niyetim yok. Karari aileye bildirdigim an Evin Aykiri Ve Vefasiz Evladi etiketi aninda yapistirildi ama zero regrets. Zaten eger bir insana deger veriyorsam bunu o curcunada degil kendi belirledigim zaman diliminde gösteririm, o curcuna tamamen time waste. Akil sagligimi ve personal space alanimi el alem ne der korkusuna satacak degilim. Siz bu tarz zorunlu akraba angaryalarina hala Boyun Egis modunda mi gidiyorsunuz yoksa benim gibi Hard Pass deyip evde takilan var mi?


r/kopyamakarna 10d ago

kopyamakarna Kocamla sikiştiler ve ben hiçbir şey yapamadım

37 Upvotes

Ben şimdi öğretmenim kocamda masum bir ofis çalışanı ona yeterince ilgi gösteremediğim için sık sık özür dilerim ondan ama sorun olmadığını söyler işten hep yorgun ter kokar şekilde geliyor işe girmeden önce 90 kilo tombul bir şeydi artık 60 kilo kaldı her yeri mosmor geliyordu bir gün yine telefonunda patronu ona bıraktığı mesajı görünce ne olduğunu şaşırdım ondan 4 kutu prezervatif 2 kutu viegra ve 2 şişe şarap istiyordu onu hem kendi kullancak hemde iş kadını diğerleri ile paylaşacaktı hemen arayıp buna son vermesini söyledim gülüp telefonu kapattı 2 saat sonra kapımıza geldi kapıyı kırdı ve içeri arkadaşları ile girdi en kısası iki katım bir 190 boylarında iki iri yarı kadın içeri girdi siyah pantolon giyip gömleği hafif açık kaslı döğmeli kadın beni tutup yere vurdu kocamı içerden zorla alıp Amazon pozisyonunda sikişmeye başladılar kocamı gözümün önünde sömürüp öpüyorlardı yüzüne tokat atıp bir yandan kucağında hayvanlar gibi girip çıkarken bir yandan biri amıyla onu boğuyordu izlerken bende masturbasyon yapmaya başladım istemeden güçlü Alpha kadın gelip karnıma tekme attı ve kocamı elimden aldı artık yanlız yaşıyorum haftada bir malikanesinde kocamla hayvanlar gibi sikişirkenki videolarını atıp benle dalga geçiyor lütfen yardım edin ne yapcam


r/kopyamakarna 12d ago

tercüme Anime izleyen herkes pedodur, işte nedeni.

14 Upvotes

Anime izleyen herkes pedodur, işte nedeni.

tamamdır, şimdi doğruluk bombalarını üzerinize bırakacağım. Anime izliyor musun? eh, tahmin et bakalım, dostum? Sen basit bir şekilde pedo kasabasına tek yönlü bir bilet alıyorsun, Popülasyonu: SEN.

Bunlar bilim, bunlar gerçekler, bunlar basitçe bir anime kural kitabında yazıyor (biliyorsun, her çizgi romanda verdikleri şey.) Yani kurallar bana bağlı değil 🤷🏻‍♂️

Yani, hadi ama. Karakterlere bak. Büyük gözler? KONTROL. Küçük, çocukça figürler? ÇİFTE KONTROL. "ama o sadece bir ergenin içerisinde sıkışıp kalan 3000 yaşında bir ejderha tanrısı" bunu söylerler. he aynen, Jeffrey Epstein'de muhtemelen aynısını söyledi dostum. Eğer 12 yaşında gözüküyorlarsa 12 yaşındalardır. Buna MANTIK denir.

Hatta bahse girerim ki Bütün anime fanlarının Chris Hanseni ziyaret etmekten 1 adımcık uzak olan waifuları vardır. Sen cidden "sanat" izlediğinimi düşünüyorsun? Hayır. Sen sadece FBI'dan saklanmak için çizgi dizilere sarılıyorsun. Her saniye o animeyi oynatma düğmesine tıkladığın zaman, otomatik olarak internet polislerini uyaran bir sirene dönüşüyorsun resmen.

Her zaman "Anime çeşitlidir, anime kültürel bir harikadır" diyerekten kendini savunabilirsin. Aynen öyle. bu, McDonalds burgerinin içerisinde marul bulduğun için yemeğe sağlıklı demen kadar aptalca. Ama iyi denemeydi. her ne yaparsan yap en küçük bir bahanenin altındaki o ince tabakayı kırabilirim. O tabakanın altında da bütün anime fanlarının "sanat" izlerken internette başka bir listeye düşmelerinin ihtimalleri var.

Ve şimdi git, "masum" animelerini izlemeye devam et. Senin kapını tıklama şansını bulmak için seni bekliyor olacağım. 🚔🔨

Bu sadece an ve zaman meselesi. Ayağınızı denk alın, weebler.

çeviri: ben


r/kopyamakarna 12d ago

kopyamakarna Family Guy Robert Loggia

4 Upvotes

Certainly. That’s Robert Loggia, R, as in “Robert Loggia.” O, as in “Oh my god, it’s Robert Loggia!” B, as in “By God, it’s Robert Loggia.” E, as in “Everybody loves Robert Loggia.” R, as in “Robert Loggia.” T, as in “Tim, look over there, it’s Robert Loggia!” Space. A, as in “Sam, look over there! It’s Robert Loggia!” A, as in “Alex, look over there! It’s Robert Loggia!” L, as in “Look! It’s Robert Loggia!” V, as in “Verify this is Robert Loggia.” A, as in “Alex, look over there! It’s Robert Loggia!” T, as in “Tim, look over there! It’s Robert Loggia!” O, as in “Oh my god, it’s Robert Loggia!” R, as in “Robert Loggia.” E, as in “Everybody loves Robert Loggia.”Space. L, as in “Look! It’s Robert Loggia!” O, as in “Oh my god, it’s Robert Loggia!” G, as in “Great goodness! It’s Robert Loggia!” G, as in “Great goodness! It’s Robert Loggia!” I, as in “Indeed, it’s Robert Loggia.” A, as in “Alex, look over there! It’s Robert Loggia!”


r/kopyamakarna 13d ago

kopyamakarna aynı yaşlardayız ama aramızda uçurum var

Thumbnail
3 Upvotes

r/kopyamakarna 14d ago

shitpost Spider-Man: Brand New Day Full HD izle! (Türkçe Dublaj ve Altyazılı) Spider-Man: Brand New Day tek parça nereden, nasıl izlenir?

16 Upvotes

Spider-Man: Brand New Day, 31 Temmuz 2026 itibarıyla Türkiye'de vizyona girerken, Tom Holland'ın yeniden Peter Parker karakterine hayat verdiği yapım sinemaseverlerin gündeminde yer aldı. Peki, (Türkçe Dublaj ve Altyazılı) Spider-Man: Brand New Day tek parça nereden, nasıl izlenir? Spider-Man: Brand New Day Full HD izle nasıl izlenir? Spider-Man: Brand New Day internetten nasıl izlenir? Spider-Man: Brand New Day Full HD izle!

Spider-Man: Brand New Day, Marvel Studios ve Sony ortaklığıyla 31 Temmuz 2026 itibarıyla Türkiye'de vizyona girdi. Tom Holland'ın Peter Parker rolüyle geri döndüğü yapım; konusu, oyuncu kadrosu, süresi, çekim noktaları ve izleme seçenekleriyle sinemaseverlerin en çok araştırdığı filmler arasında yer alıyor. Peki, Spider-Man: Brand New Day nereden izlenir? (Türkçe Dublaj ve Altyazılı) Spider-Man: Brand New Day tek parça nereden, nasıl izlenir? Detaylar... İşte Spider-Man: Brand New Day hakkında resmi olarak paylaşılan bilgiler ve merak edilen tüm detaylar.

SPIDER-MAN: BRAND NEW DAY FULL HD İZLE!

Spider-Man: Brand New Day'i Full HD kalitesinde izlemek isteyen sinemaseverler, filmin vizyona girmesiyle birlikte internet üzerinden izleme seçeneklerini araştırmaya başladı.

31 Temmuz 2026 Cuma günü Türkiye genelinde vizyona giren yapım, ilk etapta yalnızca sinema salonlarında gösterime sunuldu. Film için resmi dijital platform veya çevrim içi yayın tarihi hakkında henüz herhangi bir açıklama yapılmadı.

Bu nedenle Spider-Man: Brand New Day'i Full HD kalitesinde izlemek isteyenlerin, yalnızca filmin resmi olarak yayınlanacağı platformları takip etmeleri gerekiyor.

SPIDER-MAN: BRAND NEW DAY TEK PARÇA NEREDEN NASIL İZLENİR?

Spider-Man: Brand New Day, vizyon sürecinde sinema salonlarında tek parça olarak izlenebiliyor.

Filmin internet üzerinden tek parça izlenebilmesi için ise yapımın resmi dijital yayın sürecinin başlaması gerekiyor. Şu an için filmin herhangi bir dijital platformda yayınlanacağı tarih veya platform bilgisi açıklanmış değil.

Resmi duyurular yapıldığında filmin dijital yayın bilgileri de netlik kazanacak.

SPIDER-MAN: BRAND NEW DAY İNTERNETTEN NASIL İZLENİR?

Spider-Man: Brand New Day'in internetten izlenebilmesi için resmi dijital yayın sürecinin başlaması bekleniyor.

Film, 31 Temmuz 2026 itibarıyla sinemalarda gösterime girdi. Yapımın çevrim içi platformlarda yayın tarihi veya lisanslı dijital gösterimi hakkında resmi bir açıklama bulunmuyor.

İnternetten izlemek isteyen kullanıcıların yalnızca yapımcı şirketler tarafından duyurulacak resmi yayın kanallarını takip etmeleri öneriliyor.

SPIDER-MAN: BRAND NEW DAY KONUSU NEDİR?

Spider-Man: Brand New Day, Spider-Man: No Way Home filminin ardından geçen dört yıllık dönemi konu alıyor.

Peter Parker, No Way Home'da aldığı kritik karar sonrasında gerçek kimliğinin herkesin hafızasından silinmesiyle tamamen yalnız bir hayata başlıyor. Kimsenin kendisini tanımadığı New York'ta tek başına yaşamını sürdüren Parker, şehirde artan gizemli suç olaylarıyla mücadele ederken aynı zamanda kendi bedeninde meydana gelen fiziksel değişimlerle de karşı karşıya kalıyor.

Filmin tanıtımlarında Peter Parker'ın organik örümcek ağlarını yeniden kullanmaya başlaması dikkat çeken ayrıntılar arasında yer alıyor.

Yönetmen koltuğunda Destin Daniel Cretton'ın oturduğu yapımda Hulk karakteriyle Mark Ruffalo ve Punisher karakteriyle Jon Bernthal da hikâyede önemli roller üstleniyor.

SPIDER-MAN: BRAND NEW DAY FİLMİ KAÇ DAKİKA?

Spider-Man: Brand New Day'in resmi süresi 150 dakika olarak açıklandı. Yaklaşık 2 saat 30 dakika uzunluğundaki film, Marvel Sinematik Evreni'nin dikkat çeken yapımları arasında yer alıyor.

SPIDER-MAN: BRAND NEW DAY OYUNCULARI KİMLER?

Filmin açıklanan oyuncu kadrosunda şu isimler yer alıyor:

Tom Holland (Peter Parker / Spider-Man)

Zendaya

Jacob Batalon

Mark Ruffalo (Bruce Banner / Hulk)

Jon Bernthal (Punisher)

Sadie Sink

Tramell Tillman

Liza Colón-Zayas

Marvin Jones II

Kadrosunda Marvel evreninin önemli karakterlerini buluşturan yapım, geniş oyuncu ekibiyle dikkat çekiyor.

SPIDER-MAN: BRAND NEW DAY NEREDE ÇEKİLDİ?

Spider-Man: Brand New Day'in dikkat çeken çekim noktalarından biri İskoçya'nın Glasgow kenti oldu.

Filmin Glasgow'daki çekimlerinin planlanandan daha uzun sürdüğü açıklandı. Çekimler sırasında patlama sahneleri, ağ fırlatma sekansları ve şehir merkezinde gerçekleştirilen aksiyon sahneleriyle Örümcek Adam'ın Glasgow sokaklarında ilerlediği görüntüler dikkat çekti.

Yapım ekibi, şehirde gerçekleştirilen aksiyon çekimleriyle filmin önemli bölümlerini tamamladı.

SPIDER-MAN: BRAND NEW DAY NE ZAMAN VİZYONA GİRECEK?

Marvel Studios ve Sony ortak yapımı Spider-Man: Brand New Day, 31 Temmuz 2026 Cuma günü Türkiye'de vizyona girdi.

Tom Holland'ın Peter Parker karakteriyle yeniden izleyici karşısına çıktığı film, vizyon tarihiyle birlikte sinemaseverlerin yoğun ilgi gösterdiği yapımlar arasında yer aldı. Filmin yaş sınırı, süresi, oyuncu kadrosu ve konusu vizyonla birlikte en çok araştırılan başlıklar arasında bulunuyor.

#PeterParker #TomHolland #Türkiye


r/kopyamakarna 14d ago

kopyamakarna Osuruk bağımlılığımdan nasıl kurtulurum çok acil yardım

12 Upvotes

Günlerden bir gün yine bayır domuzu gibi azmış ve o günki 3.postamı atmıştım ve yine şaırmıycaksınızki "bu son 31 di artık yapmıyacağım" triplerine girmiştim. Yine pişmanlıktan kahroluroluyordum ve porno ve 31 bağımlılığmdan kurtulmam gereriğini düşüyordum sonra kara kara bunu düşünürken karnımda bi ağrı geldi bir anda ve minik bir gaz çıkardım ve o anda bir aydınlama yaşadım. Bu gaz çıkarımı yani osuruk rahatlatan bir şeydi resmen tatmin olmuştum 31 i bırakmama yardımcı olabilirdi bu. O an çok sevinmiştim ama aslında bunun daha büyük bir sorun olduğunu bilmiyordum neyse işte artık ne zaman azmış olsam alttan ufak ufak salıyordum bu şekilde 1 hafta geçmişti ve artık iyice alıştırmştım normalde günde 3,4 posta atarken artık hiç elimi skime bile atmıyorumdum fakat osuruk böceği gibi günde en az 20 belki 30 kez pöfür pöfür osuruyodum bu yine bu şekilde devam etti. Artık otobüste, metroda, okulda, avm lerde hatta kütüphanede bile zart zurt osurmaya başladım. Artık hayatım değişmişti insanlar bana tuhaf tuhaf bakıyor ve benden iğreniyorlardı ve bende onlar iğrenirken patır patır osurmaya, hem kokulu hem kokusuz osurmaya devam ediyordum. şimdi ise o ilk osuruşumu düşünüp kahroluyorum keşke o gün karnım ağrımasaydı ve o "ilk" osuruk asla yaşanmasaydı...


r/kopyamakarna 15d ago

kopyamakarna Skyrim modlarken kendimi astım

16 Upvotes

Skyrim’i modlamaya karar verdim bi ara. kolay olm yaparsın dediler. girdim nexus moda, en çok indirilen popüler modları indirmeye başladım. Graphics, combat, animation, dodge, her boktan indiriyom böyle. Vortex mi MO2 mi diye kafam sikildi. LOOT diye bir şey varmış mod sıralama uygulaması onu indirdim, sıralama bozuldu, çakışmalar çıktı. sonra baktım SKSE sürümü yanlış, address library güncel değil, .NET Framework yok, Visual C++ redistributable eksik. bir boku doğru indirememişim sonra ini dosyalarını düzenledim, Reddit’te post attım, “ben de aynı sorunu yaşadım ama çözdüm” yazıp çözümü yazmayan orospu çocukları yüzünden daha da sinirlendim. bide yanlışlıkla milattan önce kalan FNIS indirmişim Behavior dosyaları bozuldu, karakter T-pose’a girdi neyse her şeyi hallettim bir şekilde ve Dodge modu istedim, TK Dodge, Ultimate Dodge, Combat Path… Hepsi ayrı ayrı problem çıkardı. sinirden kendimi sikicektim bırakıyorum dedim sonra gazla “son bir kez daha denerim” deyip yine girdim. sadece dodge modu istiyorum başka bir şey istemiyordum. Arkadaşlar “vanilla oyna” dedi, bende 2011 oyunu ne oynucam aq vanilla dedim bugdan geçilmiyor. En sonunda bir şekilde load order’ı doğru yaptım loot bu sefer iyi yaptı. modlar çakışmıyor. Animasyonlar pandorada gözüküyor. ama ben tüm emeklerimi dodge modu için yaptım. Oyuna girdim, third person’da dodge attım… çalışıyor. O an içimden bir rahatlama geldi. sonunda yaptım diyorum kendimi efsanevi modder falan sanmaya başladım Sonra first person’a geçtim. Dodge yok adamlar sadece third person için yapmış. bağırdım. İki haftalık uykusuzluk, çatışma çözme, dosya silme, yeniden kurma, her şey bir anda yüzüme çarptı. o “sonunda oldu” anının bir anda bok olduğunu görünce coşkum dibe vurdu. bu sefer daha sert. Ve bir ip alıp kendimi astım


r/kopyamakarna 15d ago

kopyamakarna Cehennem Kopya

3 Upvotes

Ateşli bir cehennemde uyanıyordum. Yanımda Nietzsche, Platon ve Diyojen vardı. Hepsi bu çukura doğru bakıyordu; aynı zamanda ben de onlar gibi bakıyordum. Ama neden bakıyordum ve neden bu kendini beğenmiş adamlar arasında tek çıplak olmayan bendim? Sanki içimdeki yaratıcı hatalarımı yüzüme vurmak ve beni bu lanet yerde mahvetmek istiyordu. Çukurdan yavaş yavaş ateşler yükseliyor, tüten dumanlar artıyor, nefes almak zorlaşıyor ve ayak tabanlarım yanmaya başlıyordu.Dünyevi sorunlarını bırakmamış tek kişi ben olacaktım ki bunlardan sadece ben etkileniyordum. Peki ben burada işkence çekerken bu üç filozof ne yapıyor dersiniz? Diyojen, sanki rahatlamaya gelmiş gibi kendini iyice toprağa bastırıyor ve küçük düşürücü bakışları ile çukuru gözlemliyordu. Platon ise buna karşılık sadece duruyor ve çıkan dumanları izliyordu. Nietzsche'de ise durum tam tersiydi; onca şeye rağmen hala "Tanrı öldü" kompleksinden çıkmamış ve bir nebze olsun bu dürtüsünü bastırmamıştı. Dumanlar tütüp bakış açımızı kısıtladığı zaman filozoflarımız aksiyon alınması gerektiğini anladı.Duman artık tüm çukuru kaplıyordu. Karşımda üç silüet belirdi(filozoflarımız). El ele tutuşarak üstüme geldiler ve hep bir ağızdan tek bir ses çıkmaya başladı:"Bizimle gel; sineye çektiklerine gel, öfkene gel, kendi karmaşana anlam ver, kendi özünü bu amatör patikadan bul."Tam da o an, zihnin bu üç birbirine zıt ve çıplak adamın neden el ele tutuştuğuna anlam vermek istiyor; ama sonra hayatımın daha önemli olduğu aklıma geliyor. Ben de doğal olarak bu ağır basan dürtümün peşinden gitme kararı alıyordum, kendimi bu üç adama emanet ediyordum ve kavrulan ayak tabanlarım ile kendimi bu üç adamın koynunda baygın buluyor ve ilk bölümü kapatıyordum.


r/kopyamakarna 15d ago

kopyamakarna Kopya Havuç ve Haluk

2 Upvotes

Bir gün havuç kafa babasının yanına gider ve ona

"Baba hayatımız neden bir şeyleri aramakla geçiyor neden hiç bir zaman gerçekten mutlu

olamıyoruz hayatımız cidden değersiz mi?"

Bunu duyan Haluk havuç kafanın gözlerine bakar biraz bekler ve şu sözleri oğluna sarf eder

"Ah oğlum Geleceğin yok hayat önemsiz asla sevilmeyeceksin kimsenin en değerlisi olmucaksin yaptıklarının övülmesi seni kurtarmıcak seni sende kurtaramaycaksın mide bulantısı içsel çöküşü hafifletmek için ortaya çıkan bir etken kimsenin umrunda olmucaksin iyi bir üniversite okumak seni kurtarmıcak yakışıklı ya da güzel olmak güzel zevklerinin olması seni kurtarmıcak ara sıra değerlenip kaybolucaksın arkadaşların anlamsız ne olursan ol lavuk ya da mal dicekler harika birisi olsanda derslerinde başarılı olsanda bi konuda yetenekli olsanda hasta olsanda lavuğa bak dicekler hiç aşık olmayacaksın çünkü kadınlar gözüne aşk ile ilgili çağrışımları getirmeyecek ve seni mutluluk krizleri hariç mutlu etmicekler tek iken aklına düşücekler ve kendini bile sonu belirsiz toksik ilişkiyi sanki ömürlük eşin gibi görüp gereksiz ama gerekli bir döngüye gireceksin kendinle baş başa kalıp çok yalnızım diyip üzüleceksin ve sana ilk ilgi gösterene bağlanacaksın sonra ilgin azalacak bunlardan kendini iş yeri için uygun olmayan farklı şeyler barındıran içeriklerlede kaçamıcaksın insanlar seni sevicek ama bu içerikler beyin sapını tüketirken utançla mesafeli ve garip yakalaşıcaksın kısacası hayatın anlamsız gülücen bazen öyle hayatın değersiz"

Bunları duyan havuç kafanın ağzı açık kalır ver şaşırmış şekilde bakışlar atar babasına Ba baba"" diyerek takılır ve Haluk'ta ona

"Neyse oğlum boşver şu bayan personel müdürü annene söyle domates biber patlıcan ne varsa fırında közlesin akşama size güzel bir sunum yapıcam taş fırın erkeği sunumu"

Jenerik müziği girer

Bölüm sonu


r/kopyamakarna 15d ago

kopyamakarna ciddi soruyorum aranızda saç emme fetişi olan var mı????

16 Upvotes

Benim yeni bir fetişim kilitlendi, kız arkadaşımın saçını emiyorum. Öyle koklamak veya öpmek değil, bildiğin ağzıma alıp elektrik süpürgesi gibi hüpürdetiyorum. Geçen gün yatakta uzanmış film izliyoruz, manita kafasını göğsüme koymuş ve saçları tam çenemin altında dalgalanıyor. O sırada burnuma öyle bir şampuan kokusu geldi ki beynimin şalteri indi. Saç telleri adeta ipek iplikler gibi gözüme batmaya başladı, kendimi kaybettim. İlk başta masum bir öpücük atar gibi yapıp dudakami hafifçe araladım, yaklaşık kırk elli tellik bir saç bukle grubunu dilimin üstüne doğru vakumladım. Kız film izlediği için fark etmedi, ben o saçları ağzımın içinde arkaya doğru itip sanki spagetti yiyormuşum gibi hüp diye içime çekmeye başladım. Dişlerimin arasında o saç tellerinin gıcırdama hissi, o hindistan cevizli şampuanın tükürükle birleşince damakta bıraktığı o buruk ama kimyasal ta**t** anlatılmaz, bir anda içimdeki ucube uyandı ve saçları ağzımda resmen sakız gibi çiğneyip sırılsıklam ettim. Ben tam işin gurmeliğine geçip saçın kök kısmına doğru derin bir vakum operasyonuna girişmişken manita kafasını hafifçe kıpırdatmak istedi ama kıpırdatamadı. Çünkü saçının sol lobu benim azı dişlerimle tükürük bezlerim arasında sıkışmış, adeta bir mengene gibi kilitlenmiş durumdaydı. Kız kafasını çekmeye çalışınca benim ağzımdan vloooop diye hani lavabo pompası çekersin de bir ses çıkar ya aynen öyle bir ses çıktı. Kız dehşet içinde arkasını döndü, manzara tam bir fiyaskoydu. Benim ağız kenarlarından hafif köpüklü şampuan suları süzülüyor, dişlerimin arasında hâlâ üç beş tel saç kalmış flos ipi gibi duruyor. Kızın saçının sol tarafı, o fönlü güzelim saçlar gitmiş ve yerine lağım faresinin kuyruğu gibi birbirine yapışmış sırılsıklam tükürüklü bir ucube buklesi gelmiş. Kız bana baktı, gözlerinde ben kiminle aynı yataktayım sorgulaması vardı. Aşkım saçında bir şey vardı onu temizliyordum dedim, yalan söyleme bildiğin nargile marpucu gibi emdin saçımı dedi, haklıydı itiraz edemedim. Dürüst olalım beyler ben bu ucube fetişin bağımlısı oldum, kız gidince yastıkta kalan saç tellerini toplayıp ağzıma atasım geliyor. Pantene, Elidor, hepsini tattım ve en iyi aroma kesinlikle argan yağlı olanlarda var. Bu neden olur amk, çocukken sütten erken kesildim de oral fiksasyon evresinde mi takılı kaldım, beynimdeki bir grup nöron yanlışlıkla saç foliküllerini protein kaynağı olarak mı kodladı, yoksa ben direkt düz ucube birisi miyim. Aranızda bu tarz bir manyaklığa sahip olan ve sevgilisinin saçını gizli gizli sömüren başka sığırlar var mı yoksa ilk vaka olarak tıp literatürüne mi gireyim, acil mental destek lazım.

valla dışarıdan bakınca ucubece duruyor ama işin gurmeliğine girince olay çok başka bir boyuta taşınıyor amk. Şampuan dünyası derya deniz, her markanın damakta bıraktığı aroma ve saç teliyle birleştiğindeki dokusu tamamen farklı.

Elidor bu işin lolipopudur, şekerli şekerli akar yeni başlayanlar için idealdir. Pantene yoğun krema gibidir, damakta yağlı kalır ama fena sarar. Esas çılgınlık Head & Shoulders mentollü olan amk, bir emiyorsun sinüslerin açılıyor, ağzının içi buz tutuyor resmen kafa yapıyor. Ucuz market şampuanlarına hiç girmeyin ağzınızdan baloncuk çıkar ucube gibi gezersiniz, kuaför boyu argan yağlılar bu işin gurme serisidir valla.


r/kopyamakarna 16d ago

kopyamakarna AKASYA DURAĞININ 174. BÖLÜMÜNDE YAŞANANLAR

12 Upvotes

AKASYA DURAĞININ 174. BÖLÜMünde yaşananlar

Sinan Kaya 174 bölümde eşini tam 68 kez aldatmıştır.

Sinan Kaya 68 aldatmanın 68'inde de basılmıştır.

Sinan Kaya 174 bölümde 17 kez hapse girmiştir.

Sinan Kaya 174 bölümde aracına binen 37 kadının 11'ne askıntılık yapmıştır.

Sinan Kaya dizinin ilk bölümünden beri Osman Aga'ya olan 2.700 TL'lik borcunu 174 bölüm boyunca ödememiştir.

Sinan Kaya 174 bölüm boyunca evinden 82 kere kovulmuştur

Sinan Kaya 82 kere kovulmasının ardından durakta ise 67 kere uyumuştur.

Sinan Kaya 174 bölüm boyunca aracını tam 11 kez vurmuştur.

Sinan Kaya 174 bölümde aracını 3 kez çaldırmıştır.

Sinan Kaya'nın 174 bölümde 3 kez ikizi çıkmıştır, 3 kezde kaçırılmıştır.

Sinan Kaya 174 bölüm boyunca 62 kere kaçırılmıştır.

Sinan Kaya 174 bölüm boyunca 21 kez vurulmuş, 4 kezde bıçaklanmış, 7 kezde vücuduna elektrik verilmiştir.

Sinan Kaya 174 bölümde aracı 68 kez gasp edilmiştir.

Sinan Kaya 174 bölüm boyunca işlenen 5 cinayette onun üzerine kalmıştır.

Sinan Kaya 174 bölüm boyunca 33 kez gazinoya gidip, 28'sinde sarhoş olmuştur.

Sinan Kaya 174 bölümde Osman Agay'la 16 kez gazinoya gitmiş, 16'sındada hesabı Osman Agaya kitlemiştir.

Sinan Kaya 174 bölüm boyunca tespihini hep sallamıştır.

Sinan Kaya 174 bölümde 4 kez kadın kılığına girmiştir.

Sinan Kaya'nın 174 bölümde 3 kez travesti arkadaşı çıkmıştır.

Sinan Kaya 174'de sadece 4 kez Fenerbahçe maçı izlemiştir.

Ben Sinan Kaya... 174 bölüm boyunca bu espiriyi 122 kez yapmıştır.

Sinan Kaya, 174 bölümde 7 kez arkadaşlarından benzin çalmıştır.

Sinan Kaya 174 bölümde 44 kez zengin olup her seferinde bir yolla eski haline dönmüştür.

Sinan Kaya 174 bölümde 44 kez zengin olduğunda, kaynanası her seferinde yalakalık yapmıştır.

Sinan Kaya 174 bölümde 132 kez taksi sürmüştür.

Sinan Kaya 174 bölümde, 7 bölüm bıyıksız gezmiştir.

Sinan Kaya, Dilek'i tüm sevgilileri ile 62 kere evlendirmeye çalışıp hep başarısız olmuştur.

Sinan Kaya 174 bölümde Osman Aga'yı 97 kere dolandırmıştır.

Sinan Kaya 174 bölümde 148 kez Nuri baba ile kavga etmiştir.

Sinan Kaya 174 bölümün 152'sinde şans oyunu oynmıştır

Sinan Kaya oynadığı şans oyunlarının 6 sını tutturmuştur

Sinan Kaya 6 kez tutturduğu şans oyunlarının 2 sinde kupon oynanmamış, 1'inde kupon yırtılmış, 1'inde kupon sahte çıkmış, 2'sindede kupon ıslanmıştır.


r/kopyamakarna 16d ago

kopyamakarna Jack Frost'un Kudreti

4 Upvotes

Bakın şimdi dostlar, karşımızda öyle sıradan bir varlık yok. Bu gördüğünüz tip var ya, bu "Hee-Ho" diye dolaşan buz parçası... İşte bu Yüce Jack Frost! Bak, tipine bakıyorsun, şapkalı mapkalı garip bir şey gibi duruyor ama arkasında nasıl bir kozmik güç yatıyor biliyor musunuz? Evrenin soğukluğunu, o mutlak sıfırı ruhunda taşıyor bu adam! "Hee-Ho!" dediği anda ortamın sıcaklığı bir anda eksi ikiyüz elli dereceye düşüyor, anladın mı? Sen gidip "Ya bu şirin bir kardan adam" diyeceksin, adam senin bütün Persona'larını tek harekette dondurup kütük gibi yere serecek! Yüceler yücesi bir kral bu, kralların kralı! Buzun, soğuğun, kışın mutlak hükümdarı! Öyle kafana göre laf atamazsın, direkt dondurur, paramparça eder seni! Hee-Ho ulan, Hee-Ho!