r/Turkey 10h ago

News İstanbul'da Zabıta Teşkilatı’nın 200'üncü kuruluş yıl dönümü için düzenlenen resmi törenin ardından İBB zabıta yöneticilerinin İstiklal Caddesi’nde yürüyerek yurttaşlara karanfil dağıtmasına polis tarafından izin verilmedi

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

579 Upvotes

Kaynak: https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/200-yasini-kutlamaya-izin-yok-ibb-zabita-mudurlerinin-istiklal-de-karanfil-dagitimina-polis-mudahalesi-2534030

İBB Zabıta Daire Başkanı Metin Alper, daire başkan yardımcıları Nazan Başalle ve Hakan Aplak, üniformalarıyla Taksim Cumhuriyet Anıtı’nda düzenlenen resmi törene katıldı. Törende anıta çelenk bırakıldı. Törenin ardından heyet, İstiklal Caddesi’nde yürüyerek vatandaşlara karanfil dağıtmak istedi.

Ancak heyet İBB Zabıta Daire Başkanı ve beraberindekiler İstiklal Caddesi’ne yöneldiği sırada önlerine çıkan bir polis komiseri, geçişlerine izin verilmeyeceğini söyledi.

"İSTİKLAL CADDESİ'NDE YÜRÜYEMEYECEK MİYİM?"

İBB Zabıta Daire Başkanı Metin Alper bu müdahaleye tepki göstererek, "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak İstiklal Caddesi’nde yürüyemeyecek miyim?" diye sordu. Polis görevlisinin kaymakamlık kararını gerekçe göstererek geçişe izin verilemeyeceğini belirtmesi üzerine Alper, zabıtanın İstiklal Caddesi’nde denetim yetkisi ve görevi bulunduğunu anımsattı.

“Resmi üniformamızla denetim de mi yapamayacağız?” diye soran Alper ve beraberindekiler, törenin sona erdiğini ve artık bir vatandaş olarak caddede yürümek istediklerini tekrarladı. Polis komiserinin engelleme girişimini sürdürmesi üzerine Alper, “Kıymetli meslektaşım, tören bitti. Ben şu anda yürümek istiyorum” diyerek beraberindekilerle birlikte İstiklal Caddesi’ne girdi.

Zabıta Teşkilatı’nın 200. kuruluş yıl dönümünde, resmi törene katılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin zabıta yöneticilerinin, tören sonrasında İstiklal Caddesi’nde yürüyerek yurttaşlara karanfil dağıtmasının engellenmesi kameralar tarafından saniye saniye kaydedildi…

İSTİKLAL'DE ZABITANIN KARANFİL DAĞITIMINA ENGEL

Olayla ilgili İBB Zabıta Daire Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

"Zabıta Teşkilatının 200. Kuruluş Yıl Dönümü münasebetiyle, 39 ilçe belediyesi zabıta teşkilatının katılımıyla gerçekleştirilecek programın yapılacağı Beyoğlu Kaymakamlığına bildirilmiştir. Program kapsamında Taksim Cumhuriyet Anıtı’na çelenk sunulmuş ve protokol konuşmaları gerçekleştirilmiştir. Programın devamında, İBB Zabıta Dairesi Başkanı Metin Alper, Zabıta Müdürleri ve yaklaşık 10 kişilik zabıta personelinden oluşan ekip, esnaf ve vatandaşları selamlamak ve karanfil dağıtmak amacıyla İstiklal Caddesi girişine yönelmiştir.

Ancak söz konusu ekip, zabıta personelinin üniformalı olmasına ve görev sahası içerisinde bulunmasına rağmen, İstiklal Caddesi girişinde emniyet personeli tarafından durdurulmuştur. Bu müdahale sonucunda, vatandaş ve esnafın selamlanmasına ve vatandaşlara karanfil dağıtılmasına müsaade edilmemiştir.

Yaşanan bu durum nedeniyle, Zabıta Teşkilatının 200. Kuruluş Yıl Dönümü kapsamında planlanan ve vatandaşlarla doğrudan iletişim kurulmasını amaçlayan etkinliğin devamı gerçekleştirilememiştir"


r/Turkey 3h ago

News Girne açıklarında batan gemide kendi can yeleğini kızına giydirerek kurtulmasını sağlayan anne Gülcan Gürel’in cansız bedenine ulaşıldı.

Post image
129 Upvotes

r/Turkey 4h ago

News Mutlak butlan kararının ardından 891.000 kişi CHP'den istifa etti.

Post image
116 Upvotes

r/Turkey 4h ago

News Cezaevindeki Bağımsız Maden-İş yöneticisi Başaran Aksu süresiz açlık grevine başladı

Post image
77 Upvotes

Kaynak: https://t24.com.tr/gundem/cezaevindeki-bagimsiz-maden-is-yoneticisi-basaran-aksu-suresiz-aclik-grevine-basladi,1345374?_t=1788284061135

Sincan Cezaevi'nde tutuklu bulunan Bağımsız Maden-İş Eğitim ve Örgütlenme Sorumlusu Başaran Aksu, sendikal örgütlenme hakkına yönelik müdahaleleri protesto etmek amacıyla dün saat 17.00 itibarıyla süresiz açlık grevine başladı.


r/Turkey 4h ago

Sports Namağlup basketbol milli takımımız elemelerin bitmesine 4 maç kala 2027 dünya kupası biletini alan ilk takım oldu

Post image
70 Upvotes

r/Turkey 7h ago

News 'Kuyu tipi' hapishanedeki işkencede NATO tutuklusu gencin kaburgaları kırıldı!

Thumbnail
110 Upvotes

r/Turkey 11h ago

News soL Haber: "Bir asgari ücretlinin Cem Boyner'le aynı gemide yer alabilmesi için 200 bin yıl yemeden içmeden çalışması gerekiyor.

Thumbnail
gallery
230 Upvotes

Boyner tarihinin en kârlı, emekçilerse en yoksul dönemlerinden birini yaşıyor. Şirket tam da böyle bir dönemde, dalga geçercesine "Bu gemi hepimizin. Aynı gemide birlikte güzeliz" sloganıyla reklam kampanyası başlattı. Oysa bir asgari ücretlinin Cem Boyner'le aynı gemide yer alabilmesi için 200 bin yıl yemeden içmeden çalışması gerekiyor.

Emekçiler üç haneli enflasyon altında her dakika yoksullaşırken, komşu ülkenin topraklarında cihatçılarla kol kola cepheye sürülürken veya pandemide kağıttan maske, depremde demir makası için kapı kapı dolaşırken…

Sermaye düzeni, sıkıştığı her uğrakta o cümleye sarılıyor:

“Hepimiz aynı gemideyiz”

İlk bakışta bir yol arkadaşlığından bahsediliyor gibi gelse de öyle değil. Devamını duyunca bunun bir tehdit olduğu anlaşılıyor. Erdoğan’dan dinleyelim:

"Bu gemi hızla yol alırsa kazanan hepimiz olacağız. Bu gemi, güvenlik gibi ekonomi üzerinden açılan deliklerden su alarak batarsa hepimiz boğulacağız.”

İçinde bulunduğumuz 2026 yazında kriz dorukta, savaş kapıda ve o cümle bu defa reklam panolarında.

Sömürülmek 'tercih', yoksulluk 'tarz' oldu

Yeni bir reklam kampanyası başlatan Boyner, sloganını şöyle belirledi:

"Bu gemi hepimizin. Aynı gemide birlikte güzeliz."

Kampanya için çekilen reklam filmi, tam olarak bu klişe sloganın tekrarından ibaret. Klipte kamera sırayla geminin farklı bölümlerini geziyor. Bir yanda makine dairesinde işçiler kan ter içinde çarkları çeviriyor. Diğer yanda şık giyimli zenginler mükellef bir sofrada ziyafet çekiyor ve parti düzenliyor.

Geminin Türkiye’yi temsil ettiğini göstermek için “yerli” unsurlar da unutulmamış. Çay bardağı, tavla, kahve falı ve nazar boncuğu görüntülerin bir kenarına iliştirilmiş.

Klibin sonunda, Türkiye gemisi sonsuz sularda yol alırken zenginiyle yoksuluyla tüm ahali güverteye çıkıyor, bir oluyor ve ufuktaki güneşi seyrediyor.

Boyner’in Pazarlama Müdür Yardımcısı Aslı Demir Gönül, bu kampanyadaki niyetlerini şöyle açıklıyor:

“Boyner olarak yıllardır herkesin kendi tarzını ifade edebileceği, ilham veren bir dünya kurmaya çalışıyoruz. İzleyen herkesin kendinden küçük de olsa bir parça bulabileceği samimi, içten ve sinematografik anlatımıyla da dikkat çeken bir film ortaya çıkarmayı hedefledik.”

Boyner’in Dijital İçerik Yöneticisi Nirvana Derya ise şirketin dünyayı nasıl gördüğünü iki cümleyle özetliyor:

“Hepimiz farklı hayatlar yaşıyoruz, farklı seçimler yapıyoruz, farklı tarzlara sahibiz. Ama günün sonunda aynı hayatın içinde, aynı gemide yol alıyoruz.”

Cem Boyner hangi gemide?

Cem Boyner, Türkiye’nin en zengin tekstil patronlarından biri.

Göz önünde olmayı seven Boyner, 1989-1990 yıllarında TÜSİAD başkanlığı yapmış, o dönemde “pür liberal” çıkışlarıyla dönemin başbakanı Turgut Özal’la bile çatışabilmişti.

Cem Boyner, daha sonra Yeni Demokrasi Hareketi’ni (YDH) kurmuş, ancak girdiği ilk seçimde başarısız olmuştu.

Boyner’in ekonomideki izdüşümünü anlamak için hangi gemide olduğuna bakmak yeterli.

Burada bahsettiğimiz temsili değil, kelimenin gerçek anlamıyla bir gemi.

Bu(postta ikinci) fotoğraf geçtiğimiz yaz Bodrum'daki Cennet Koyu'nda çekildi.

Görüntüdeki sürat teknesinde yer alan patronlardan bazıları ve kişisel servetleri şöyle:

• Güler Sabancı: 280 milyar lira

•Bülent Eczacıbaşı: 52 milyar lira

• Cem Boyner: 50 milyar lira

• Halis Komili: 14 milyar lira

• Sedat Aloğlu: 7 milyar lira

• Nino Erer: 3,5 milyar lira

Teknedeki patronlardan sadece altısının servetlerinin toplamı 406 milyar lira.

Bugün asgari ücretin 28 bin 75 lira olduğu düşünülürse, 6 işçinin bu 6 patronun zenginliğine erişebilmesi için her birinin 200 bin yıldan fazla çalışması ve yemeden içmeden para biriktirmesi gerekiyor.

Neden bugün?

Sadece bir fotoğraf karesi Cem Boyner’in on milyonlarca emekçi ile aynı gemide olmadığını ispatlıyor.

Boyner Holding geçtiğimiz yıl finansal borcunu sıfırladı ve 1 milyar dolar ciroya ulaştı. Şirket 2019'dan 2023'e 5 kat büyüdü. Yani gerçek işsizliğin yüzde 30'lara dayandığı, manşet enflasyonunsa yüzde 30'un altına inmediği dönemde Boyner'in gemisi daha fazla büyüdü, emekçilerin salı iyice küçüldü.

Bugün emekçilerin yarısı asgari ücretle geçinmeye çalışıyor. Oysa bir ailenin sadece sağlıklı beslenebilmesinin maliyeti 37 bin lira, insanca yaşayabilmesinin bedeli 122 bin lira.

Boyner tam da bu süreçte sokakları "Hepimiz aynı gemideyiz" afişleriyle doldurdu.

'O gemiyi batıracağız'

Fotoğrafta da görüldüğü üzere Cem Boyner yalnız değil. O karenin çekildiği gün "Win-Win" (Kazan Kazan) isimli teknedeki patronlar Eczacıbaşı'nın Cennet Koyu'ndaki evinde toplandı.

Sadece Cem Boyner değil, onunla ağız birliği eden tüm patronlar bugün aynı nakaratı tekrarlıyor.

Fakat, bu sözleri yutmayanlar da var.

Türkiye Komünist Partisi 2019 yılındaki yerel seçimlere "Aynı gemide değiliz" sloganıyla katılmıştı. TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, neden bu sözü seçtiklerini şöyle açıklamıştı:

"Biz 'aynı gemide değiliz' dedikçe, 'biz aynı gemideyiz' diyenler arttı. 25 milyar dolar servetin üstüne oturan kişiyle aynı gemideyiz öyle mi? Biz o gemiyi batıracağız. Eşitlikçi bir düzen kuracağız. Başka bir düzen mümkün, sosyalizm mümkün. Ekmeğimizi işimizi başka türlü savunamayız."

Haber Kaynağı (Cem Boyner'le 'aynı gemide' buluşmak için kaç yüz bin yıl çalışmak gerekiyor? | soL Haber - Emre Alım)


r/Turkey 13h ago

Question Şu caninin şu gülen fotoğrafını silemez miyiz?

Post image
288 Upvotes

Birlikte çalışıp bu fotoğrafı wikipedia'dan vb. yerlerden kaldıramaz mıyız?


r/Turkey 44m ago

Image derslerde turkce yok??? zorunlu arapça var?? (imam hatipde okuyorum)

Thumbnail
gallery
Upvotes

onceki postum

"Düşük çaba gösterilmiş ya da düşük kaliteli içerikler kabul edilmez. Buna kısa videolar, macro ve meme'ler, yapay zekâ tarafından üretilen içerikler ve anlamlı içeriği veya değeri olmayan diğer gönderiler dahildir. Mizah amaçlı gönderiler yalnızca haftasonları paylaşılabilir."

nedeniyle silindi, dusuk cabali bir post degil gercekten magdur bi durumdayim ve bu olay icin yardim istiyorum, verdiginiz aciklama benim yaptigim post ile ilgisiz bu mizah iceren AI macro veya bir meme degil.

bu postu bir reposttur, bu okulun yaptigi sey yasaya aykiri degilmi? bu konuda hem yardim hemde bilgilendirme istiyorum​​


r/Turkey 12h ago

Protest Türkiye'de İnternette Kükreyip Gerçek Hayatta Susma Rezilliği

Post image
134 Upvotes

Gerçekten anlamıyorum. Türkiye'de ne olması gerekiyor insanların ekranın arkasından zırlamak yerine gerçek hayatta da barışçıl biçimde ses çıkarması için? Herhangi bir olay oluyor, milyonlarca insan öfkeden kuduruyor. Sosyal medyaya giriyorsun, herkes veryansın ediyor, herkes sövüyor, herkes ahkam kesiyor, herkes “ARTIK YETER!” diye bağırıyor. Bir bakıyorsun hashtag gündem olmuş. Herkes kendini mücadele etmiş sanıyor.

Sonra?

Koskoca bir hiç.

Gerçek hayatta protesto etmeye gelince herkes ortadan kayboluyor. O internetin arkasındaki milyonlarca “cesur” insan bir anda üç beş kişiye düşüyor. Demek ki o kükremelerin, o büyük lafların, o bitmek bilmeyen öfkenin çoğu ekrandan ibaretmiş. Klavyeyi bırakıp gerçekten görünür olmaya gelince cesaretiniz de ortadan kayboluyor.

Kusura bakmayın ama buna ne denir? Korkaklık. Ödleklik. Düpedüz sineklik.

İnternette herkes aslan. Herkes ülkeyi kurtarıyor. Herkes herkese meydan okuyor. Herkes “BİZ SOKAĞA ÇIKSAK...” diye destan yazıyor. Ama iş gerçekten barışçıl ve yasal şekilde eline bir tabela alıp dışarı çıkmaya gelince herkesin sesi kesiliyor. Bir anda bin tane bahane. “Ben tek başıma ne yapabilirim?”, “Bir şey değişmez”, “Başkaları çıksın”, “Ben destekliyorum ama...”

Ama ne?

Sen çıkmıyorsun. O çıkmıyor. Diğeri çıkmıyor. Sonra hepiniz birbirinize bakıp “Neden kimse bir şey yapmıyor?” diye ağlıyorsunuz. Ulan o “kimse” sizsiniz! Herkes bir başkasını bekliyor. Herkes kendisi hariç birilerinin cesur olmasını istiyor. Başkası risk alsın, başkası organize olsun, başkası sesini duyursun, siz de evde oturup hashtag paylaşarak kendinizi mücadele etmiş gibi kandırın.

Bu nasıl bir rahatlık? Hiçbir şey yapmadan kendini muhalif sanmak. Ekranda bağırıp gerçek hayatta suspus olmak. Üç gün boyunca “ASLA UNUTMAYACAĞIZ!” yazıp dördüncü gün yeni gündeme geçmek. Sonra yıllarca aynı şeylerden şikayet etmeye devam etmek.

Bu aktivizm değil. Bu, pasifliğin üzerine birkaç hashtag yapıştırıp kendini kandırmak.

İnsanların korkması anlaşılabilir. Herkes aynı koşullarda değil. Ama korkuyorsan korktuğunu kabul et. En azından internetin arkasından kükreyip kendini cesur göstermeye çalışma. Çünkü klavyenin arkasında aslan olup gerçek hayatta tamamen susmak cesaret değil. Milyonlarca insan aynı anda öfkeli görünürken gerçek hayatta kimsenin kıpırdamaması da bu toplumsal pasifliğin ne kadar rezil bir noktaya geldiğini gösteriyor.

Sonra da hiçbir şey değişmeyince şaşırmayın.

Her şeyden şikayet edip hiçbir şey yapmayan, herkesin kendisi yerine harekete geçmesini bekleyen bir toplumla neyin değişmesini bekliyorsunuz?

İnternette kükremeye devam edin. Hashtag açın. Birbirinize gaz verin. Birkaç gün öfkeden kudurun. Sonra telefonunuzu kapatıp hiçbir şey olmamış gibi hayatınıza devam edin.

Ama bari bunu yaparken kendinize “cesur” demeyin.

Çünkü ekranın arkasında bağırmakla cesur olunmuyor.
Gerçek hayatta susup internette kükreyen milyonlarca insanın cesareti, internet bağlantısı kesilene kadar sürüyor. Ve merak etmeyin, o bağlantıyıda birgün kesecekler...


r/Turkey 9h ago

News Trump'ın gözbebeği maden Türkiye’den çıktı: 3 mahalle hemen kamulaştırdı

Thumbnail
nefes.com.tr
74 Upvotes

Eskişehir’in Beylikova ve Sivrihisar ilçeleri arasındaki Karkın, Okçu ve Kızılcaören mahallelerinde bulunan 223 taşınmaz, Cumhurbaşkanlığı kararıyla acele kamulaştırıldı. 3 mahalleyi kapsayan karar, teknoloji ve savunma sanayisi açısından stratejik öneme sahip Nadir Toprak Elementleri rezervini yeniden gündeme taşıdı.

Gazete Oksijen'de yer alan bilgilere göre, Eskişehir’de bulunan ve Türkiye’nin stratejik yeraltı kaynakları arasında gösterilen Nadir Toprak Elementleri (NTE) rezervi için önemli bir adım atıldı. Beylikova ve Sivrihisar ilçelerine bağlı Karkın, Okçu ve Kızılcaören mahallelerinde yer alan 223 adet taşınmaz Cumhurbaşkanlığı kararıyla acele kamulaştırma kapsamına alındı.

Kaynak:

Trump'ın gözbebeği maden Türkiye’den çıktı: 3 mahalle hemen kamulaştırdı


r/Turkey 12h ago

News TKP: "İşsizlik yüzde 30’u aştı, açlık sınırı 37 bin liraya, yoksulluk sınırı 121 bin liraya yükseldi. AKP, patronlar ve tarikatlar mutlu, halk işsizlik ve açlıkla karşı karşıya!"

Post image
122 Upvotes

Bir tarafta kâr rekorları kıran dev holdingler, milyarlarca liralık serveti yöneten tarikatlar ve iktidar gücüyle zenginleşenler var…

Diğer tarafta ise tarihin en ağır yoksulluk ve işsizlik dalgasıyla boğuşan milyonlar!

Koç Holding bu yıl net kârını yüzde 146,5 artırdı, Sabancı Holding ise “piyasa beklentilerini” ikiye katlayan bir net kâr açıkladı. Patronlar cephesi son derece mutlu!

Türkiye’de tamamı birer holding haline gelen tarikat ve cemaatler de öyle. İş öyle bir noktaya gelmiş durumda ki, operasyona konu olan gözden düşmüş bir cemaatin dahi 45 milyon dolara ada satın alıp, milyarlarca liralık gayrimenkul, altın ve dövize sahip olduğunu gördük.

Yine gözden düşen AKP eskilerinden Melih Gökçek’in oğlunun Almanya vatandaşlığı almak için 4,5 milyon avro bedelle 18 daire satın aldığını, 8,5 milyon avro karşılığında bir AVM satın almak üzere olduğunu, 180 milyon avro değerindeki bir AVM için ise anlaşma zemini aradığını öğrendik. Yani AKP’nin eskileri bile büyük bir servet biriktirmiş durumda.

Küçük bir azınlık, holdingler, tarikatlar ve düzen siyasetçileri büyük bir şatafat içinde yaşarken, ülkenin ezici çoğunluğu derin bir sefalete mahkûm ediliyor.

Bugün açıklanan verilere göre ülkemizde geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30,6’ya yükseldi.

Temmuz ayında istihdam önceki aya göre 388 bin kişi azaldı ve 32 milyon 362 bin oldu.

Genç işsizliği oranı yüzde 14,5'e yükseldi.

Kadınlarda iş gücüne katılım oranı yüzde 35,2 seviyesinde kaldı.

Yine bugün açıklanan bir diğer veriye göre, işgücüne katılan milyonlarca yurttaşın durumu da giderek daha kötü hale geliyor.

Açlık sınırı, yani dört kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması tutarı temmuz ayı itibarıyla 37 bin 388 liraya yükseldi.

Yoksulluk sınırı, yani gıda ile birlikte haneye girmesi gereken temel harcamalar için (giyim, konut, kira, elektrik, su, yakıt, ulaşım, eğitim, sağlık) ihtiyaç duyulan miktar ise 121 bin 786 lira oldu.

Bekâr bir işçinin ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 48 bin 305 liraya yükseldi.

Bir yanda holdinglerin ve tarikatların ihya edildiği bu sömürü düzeni, diğer yanda halkımızın açlığı ve geleceksizliği...

Bu düzenin böyle sürüp gitmesine izin vermeyeceğiz!

Yoksulluğa ve işsizliğe alışmayacağız.

Ayağa kalkmak, örgütlenmek ve bu düzeni değiştirmek zorundayız.

Çağrımız bu düzeni alt etme, bunun için yan yana gelme çağrısıdır!

tkp.org.tr/gonullu/


r/Turkey 15h ago

Original Photo One of the greatest cities in the world 🇹🇷

Thumbnail
gallery
188 Upvotes

r/Turkey 14h ago

News AKP Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu: "Barlar Sokağı kaldırılmalı."

Post image
105 Upvotes

r/Turkey 12h ago

News Bolu Belediyesine operasyon yapıldı: Bolu Belediye başkanı Tanju Özcan dahil 23 kişi hakkında gözaltı kararı alındı

Post image
80 Upvotes

Bolu Belediyesi’nde çöp araçları üzerinden yüklenici firmaya 34,2 milyon TL usulsüz ödeme yapıldığı iddiasıyla 7 ilde operasyon düzenlendi. Tutuklu Başkan Tanju Özcan dahil 23 kişi hakkında gözaltı kararı verilirken belediye binasında jandarma araması sürüyor. — BirGün

Özcan, 28 Şubat’ta Bolu Belediyesi’ne düzenlenen operasyonda gözaltına alınmış, 2 Mart’ta ‘icbar suretiyle irtikap’ suçlamasıyla tutuklanmıştı. 3 Mart’ta İçişleri Bakanlığı’nca görevden uzaklaştırılmıştı. Belediye başkanı 4 Nisan’da ‘nitelikli dolandırıcılık’, 18 Haziran’daysa ‘cinsel saldırı’ suçlamasıyla tutuklanmıştı. — Diken

https://www.birgun.net/haber/bolu-belediyesi-ne-yeni-operasyon-tanju-ozcan-dahil-7-ilde-23-kisiye-gozalti-karari-732201

https://www.diken.com.tr/bolu-belediyesine-hayalet-arac-operasyonu-22-gozalti-karari/


r/Turkey 50m ago

News AKP'li MV. Tuğrul Türkeş: Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin dış ticaretinin %50'den fazlası AB ülkeleriyle, Avrupa'yla yapılıyor. Herkes çocuğu Batı'da okusun derdinde, çocuklarını Hindistan'a yollayan yok. Batı'yla günlük hayatı entegre ederken Batı'ya bu hürmetsizlik niye?

Post image
Upvotes

r/Turkey 20h ago

Data Türkiye’den Schengen vizesi kabul oranı (2025)

Post image
143 Upvotes

r/Turkey 23h ago

Video Türk halkını vize redleriyle süründüren Polonya Ankara Büyükelçiliği 30 Ağustos vesilesiyle Türk milletine övgü yağdırmış. Rus korkusu böyle bir şey

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

201 Upvotes

Savaşta ölecek adam lazım olduğunda değere biniyoruz

Kaynak: polonya.tr Instagram hesabı


r/Turkey 1d ago

News Yurt dışı çıkış yasağı bulunan YouTuber Arif Kocabıyık, Kapıkule Sınır Kapısı'nda bir tırın dorsesinin altında Bulgaristan'a çıkmaya çalışırken yakalandı.

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

429 Upvotes

r/Turkey 1d ago

News Amedspor–Trabzonspor maçı öncesinde, Trabzonspor’un deplasman tribünü kafilesine saldırı düzenlendi. Olayın ardından Trabzonsporlu taraftarlar, güvenlik önlemlerinin yetersiz olduğunu belirterek kolluk kuvvetlerine tepki gösterdi ve yaşananlarla ilgili şikâyetçi oldu.

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

415 Upvotes

r/Turkey 15h ago

Data Big Mac Endeksi, Dolar Karşısında Türk Lirasının Durumu ve Satın Alım Gücü Verileri

Post image
30 Upvotes

Big Mac endeksi, Economist dergisi tarafından bir ülkenin para biriminin diğer ülkelerin para birimleri karşısındaki değerini, yani döviz kurunun adil seviyede olup olmadığını ölçmek için oluşturulmuş bir göstergedir. Dünyanın her yerinde aynı bileşenlerle ve standart olarak üretilen bir ürün olarak (ya da öyle varsayılan) Big Mac'e endeksle satın alma gücü paritesi üzerinden ideal koşullar altında bir ülkenin para biriminin değeri hesaplanır. Eğer bahse konu ülkedeki Big Mac fiyatı ABD'deki Big Mac'ten ABD doları cinsinden pahalıysa o ülkenin para birimi aşırı değerli, düşükse değersizdir.

ABD'ye göre (0) Bazı ülkelerde Big Mac Endeksi

Görsellerdeki ve tablolardaki güncel verilere bakıldığında görülüyor ki Türkiye'de bir Big Mac 325 ₺ (yaklaşık 6.73 $ - 6.91 $) seviyesindeyken, ABD'deki fiyatı 6.22$'dır. Bu durum, Big Mac endeksi mantığına göre Türk Lirası'nın ABD Doları karşısında %8 ila %11 oranında aşırı değerli olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla kurun mevcut 48,28₺ ( Bugün, 1 Eylül 2026) seviyesinde değil, adil denge noktası olan 52.25₺ olması gerektiği anlamına gelmektedir.

Türkiye'nin Bölgesel Ortalamalara Göre Konumu

Keza bölge ortalamalarıyla kıyasladığımız takdirde de Türkiye'de Big Mac'in; Avrupa (1. sütun), Kuzey Amerika (2. Sütun) ve Okyanusya (4. Sütun) gibi dünyanın önde gelen ekonomilerinin bulunduğu ve satın alım gücünün daha iyi seviyelerde olduğu ülkelerden daha yüksek fiyatlandığı görülmektedir.

Big Mac Endeksi Sıralaması: İlk 20 Ülke

Ücretler bakımından değerlendirdiğimizdeyse Türkiye'deki bir Big Mac'in dolar karşılığı ($6.73); ABD ($6.22), İspanya ($6.27) ve Meksika ($6.41) gibi ülkelerin üzerindedir. Ancak saatlik emek karşılığı gelişmiş ülkelerin çok gerisinde kaldığından erişim maliyeti artmaktadır. Bu noktadaki en büyük fark erişim süresi üzerinden okunabilir. ABD veya Almanya'da asgari ücretle çalışan bir kişi yarım saatlik emeğiyle 1 menü, İsviçre'de ise sadece 18 dakika çalışan asgari ücretli bir işçi 1 menü satın alabilirken, Türkiye'deki bir çalışan aynı menü için yaklaşık 2.5 saatten fazla çalışmak zorundadır.

Öte yandan aylık net asgari ücret baz alındığında Alman bir işçi Türk bir işçiye kıyasla 3.7 kat, İsviçreli bir işçi ise 8 kat daha fazla Big Mac satın alma gücüne sahiptir. Üstelik Batı ülkelerinde Big Mac fiyatları üzerinden hesaplanan düşük satın alma gücüne sadece en alt %5 seviyesindeki kesim maruz kalırken, Türkiye'de asgari "ortalama" ücret konumunda olduğu için bu erişim zorluğunu doğrudan iş gücünün yaklaşık yarısı yaşamaktadır.

Kısacası rakamların somut verileri ışığında şunu söyleyebiliriz ki ücretlerimiz gelişmekte olan Asya ve Latin Amerika ülkeleri seviyesindeyken fiyatlar; Batı Avrupa, ABD ve hatta İsveç, İsviçre ve Norveç gibi dünyanın en pahalı ülkeleri ile yarışmaktadır.

https://bigmacindex.app


r/Turkey 1d ago

Video Çorum’da bir caminin hoparlörlerinden Lana Del Rey'in "Summertime Sadness" parçası çalındı.

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

802 Upvotes

r/Turkey 1d ago

News 1984 Muhafazakar Edition: Parkta alkol içenlere polis dronu ile uyarı.

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

1.1k Upvotes

r/Turkey 7h ago

Data Türkiye'nin Jeopolitik Çıkmazı

4 Upvotes

Türkiye çoğu zaman bir tür arafta bulur kendini. Doğu ile Batı arasında bir kavşak noktasında olması en büyük güçlerinden biri, ama pek çok Türk onun bir "Avrupalı Güç" olarak görülmesini istiyor. Aynı şekilde Türkiye ne bir "Orta Doğu" ne de "Asya" kategorisine tam olarak oturuyor. Coğrafi olarak Türkiye, daha güvenli bir Karadeniz ve Doğu Akdeniz bölgesine katkıda bulunabilir; 1936 Montrö Antlaşması, Çanakkale ve İstanbul boğazlarının yargı yetkisinin büyük bölümünü Türkiye'ye vererek Karadeniz'e erişimi büyük ölçüde kontrol etmesini sağladı. Türkiye ayrıca coğrafi sınırları aşan anlaşmazlıklarda arabuluculuk rolü de üstlendi.

Türkiye 1952'de NATO'ya katıldı ama ittifak içinde uzun süredir karmaşık bir ilişkisi var. Görüştüğümüz kişilerin çoğu, Ankara'yı Kıbrıs'ta ABD silahlarını kullanmaması konusunda uyaran 1964 tarihli "Johnson Mektubu"nu bir güvensizlik kaynağı olarak işaret etti. Türkiye'nin 1974'te Kıbrıs'a müdahalesinin ABD silah ambargosunu tetiklemesiyle gerginlikler derinleşti. Avrupa'nın ihracat kısıtlamaları ve Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi satın alması nedeniyle Türkiye'yi cezalandırmak için 2020'nin sonlarında uygulanan ABD CAATSA yaptırımları da dahil olmak üzere yıllar içindeki benzer kısıtlamalar, koşullu bir ortaklık algısını pekiştirdi.

Silah satışlarının (ya da satılmamasının) ötesinde, Türk uzmanlar ABD-Türkiye ilişkilerine gömülü çifte standartlardan yakındılar. Bir kişinin dediği gibi, "Stratejik konular Türkiye'nin lehine, kültürel ya da siyasi konular ise Türkiye'nin dostu olmayanların lehine işliyor: Ermenistan, İsrail ve Yunanistan." Süregelen bir başka gerilim kaynağı da Kürtler etrafında dönüyor. Başka bir deyişle, ABD'de ve başka yerlerde kamuoyu, Türkiye ile uzun süredir anlaşmazlıkları olan diaspora gruplarından etkileniyor. Bu nedenle ABD, stratejik olarak önemli olduğunda Türk desteğinden ve yakın ilişkiden memnun oluyor ama önemli olmadığında mesafesini koruyor. Bunun yakın tarihli bir örneği, Trump yönetiminin Gazze için oluşturduğu "Barış Kurulu"; Türkiye'nin Müslüman çoğunluklu, laik bir demokrasi olması bu kurulun meşruiyetini güçlendirdi.

Çifte standart hissi Teröre Karşı Savaş'a da dayandırılabilir. Birçok görüşmeci, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Mart 2003'te ABD'nin Irak'taki savaşı yürütmek için Türk topraklarını kullanmasını engelleyen oylamasının ABD'li siyasi liderleri ve askeri yetkilileri nasıl kızdırdığını vurguladı. Bunu, o yılın Temmuz ayında 11 Türk askerinin ABD güçleri tarafından yakalanıp başlarına çuval geçirilerek gözaltına alındığı "Çuval Olayı" izledi. Bu olaylar, Türkiye'nin NATO içinde (ve AVKUM'daki [EUCOM] kişiler nezdinde) değerli bir müttefik olarak görülüp Orta Doğu'dan sorumlu ABD'li yetkililer (örneğin ORKUM'daki [CENTCOM] liderler) için ise baş belası olarak görüldüğü bir tür "bölünmüş ekran" yarattı.

Kısacası Türkiye, en iyi ihtimalle bir "arabulucu", en kötü ihtimalle jeopolitik çekişmenin "ortasında sıkışmış" olarak görülüyor (ve genellikle kendini de öyle görüyor). Türkiye her zaman ABD'nin ya da Avrupa'nın "tarafında" olmasa da, bunun bir kısmı, her zaman davet edilmemiş ya da buna izin verilmemiş olmasından kaynaklanıyor.

Türkiye'nin Stratejisi

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde bu durum, özellikle Ukrayna, NATO ve Suriye konularında pek çok yanlış anlaşılmaya yol açtı. Görüştüğümüz kişiler, coğrafya ve tarihi -Rusya'ya yakınlık ve Avrupa ile tuhaf ilişki dahil- özerklik, arabuluculuk ve esneklikle karakterize edilen bir Türk büyük stratejisinin itici güçleri olarak vurguladı.

Bu durum, Türkiye'nin Ukrayna savaşı konusunda "her iki tarafı da oynadığı" yönünde bir suçlamaya yol açtı. Türkiye'nin Rusya konusunda reflekssel olarak şahin olmadığı doğru. Görüştüğümüz birçok uzman, Türklerin "Karadeniz'in bir Rus gölüne dönüşmesini" istemediğini ama aynı zamanda Rusya'yı küçük düşürmek ya da Rus ekonomisini yok etmek de istemediklerini söyledi. Bir kişinin dediği gibi, "Türkiye Kiev yanlısı ama aşırı Moskova karşıtı değil." Bir başkası da benzer bir görüş paylaştı: "İstikrarsız bir Rusya en kötü senaryodur."

Öte yandan görüştüğümüz herkes, savaşın sonunda egemen ve bağımsız bir Ukrayna görme arzusunu dile getirdi. Karadeniz Tahıl Anlaşması gibi girişimleri, Türkiye'nin Ukrayna'nın hayatta kalmasına bağlılığının kanıtı olarak gösterdiler. Bir uzman şöyle dedi: "Ruslar yaptıklarımızdan memnun değil, Ukraynalılar da yaptıklarımızdan memnun değil; bu da iyi olduğumuz anlamına geliyor."

Türkiye'nin savaşa yönelik pragmatik yaklaşımı Trump yönetiminin yaklaşımıyla örtüşüyor ama bu, Ankara'yı birçok Avrupalı NATO müttefikiyle ters düşürdü. Ancak bu, anlaşmazlık noktalarından yalnızca biri; Türkiye'nin Yunanistan ve Kıbrıs ile süregelen anlaşmazlıkları ve Kürtlere yönelik düşmanlığı da dile getirildi. Görüşmeciler bize, Yunanistan, Kıbrıs, Fransa ve büyük Kürt nüfusuna sahip ülkelerin (Hollanda, Almanya ve İsveç dahil) Türkiye'nin Avrupa savunmasına tam katılımını engellediğinden yakındı. Ve konuştuğumuz hemen herkes, Avrupa güvenliğinin geleceğinin -Türkiye'yi açıkça dışarıda bırakan- AB etrafında ve üzerinden inşa edileceğinden endişeliydi.

Bu endişeler haksız değil. AB, Kanada, Japonya, Birleşik Krallık ve ABD gibi AB üyesi olmayan ülkelere kapılarını açmasına rağmen, Türkiye'nin Avrupa Savunma İçin Güvenlik Eylemi (SAFE) ya da Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği (PESCO) gibi savunma sanayi paketlerine katılmasına izin vermedi. Sonuç olarak Türkiye, bir kişinin bize açıkladığı gibi Türklerin "tam olarak güvenmese" de, güvenlik için hâlâ NATO'ya bağımlı durumda. (Türkiye'nin Avrupa güvenliğindeki olası rolü hakkında daha fazla bilgi için Carnegie Kıdemli Üyesi Alper Coşkun'un bu raporuna bakınız.)

Suriye, sohbetlerin bir diğer konusuydu. Ve burada da ABD, Avrupa ve Türkiye'nin çıkarları her zaman örtüşmedi. Ancak eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın düşüşünden bu yana asıl korku, Türkiye ile İsrail'in çatışmaya girmesi oldu. Şimdilik Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump gibi, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'ya bir şans tanıyor. Türk uzmanlar, Türkiye'nin bunu istediğini çünkü kaos içindeki bir Suriye'ye kıyasla istikrarlı ama muhafazakar bir Suriye'yi daha az tehdit olarak gördüğünü açıkladı. İsrail ise eş-Şara'nın cihatçı geçmişine karşı şüpheci ve neredeyse 15 yıl sonra ilk kez Suriye'yi Şam yönetimi altında birleştirme girişimini engellemeye çalışıyor gibi görünüyor.

Bu anlaşmazlık ABD'yi çok tuhaf bir konuma sokuyor. ABD'nin onlarca yıldır hem İsrail hem de Türkiye ile yakın güvenlik bağları var. Türkiye çoğu zaman stratejik olarak ABD çıkarlarıyla uyumlu olsa da bu, ABD liderlerinin söylemine her zaman yansımıyor. Nitekim Trump yönetiminin en son Ulusal Savunma Stratejisi, İsrail'i bir "model müttefik" olarak nitelendirecek kadar ileri gitti. Türkiye'den hiç bahsedilmiyor.

Sohbetlerimizin Erdoğan ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu arasındaki acı husumete odaklanmasını bekliyorduk ama uzmanların çoğu bu konuda temkinli kaldı. Bir uzman, Suriye konusunda İsrail'in tarihin yanlış tarafında olduğu görüşünü dile getirirken aynı zamanda "müttefikler arasında anlaşmazlıklar olabilir" diye de kabul etti.

Ambargolar Paradoksal Bir Şekilde Türkiye'yi Güçlendirdi

Aslında Türkiye'nin stratejik kültürü, derin ve uzun süreli anlaşmazlıklar içinde bile müttefiklerle işbirliği yapabilme becerisi üzerine inşa edildi. Bu aynı zamanda Ankara'nın dayanıklılığını ve uyum yeteneğini de yansıtıyor. Görüştüğümüz Türk uzmanlar, Türkiye'nin "ağırlık kaldıran bir NATO üyesi" olmasından, yani "NATO'nun ana görevlerine -savunma ve caydırıcılığa- tüm alanlarda katkıda bulunabilen" bir üye olmasından gurur duyuyordu.

Ancak Türkiye, ancak ABD ve Avrupa baskısına -ve zaman zaman dışlanmaya- verdiği tepki sayesinde bir "ağırlık kaldıran" müttefik haline gelebildi. Örneğin Türkiye, 1974'te Kuzey Kıbrıs'a askeri müdahalesine karşılık uygulanan ambargolar sırasında kendi savunma sanayisini kurmaya başladı. Daha yakın zamanda, Türkiye'nin Kuzey Suriye'de Kürdistan İşçi Partisi'yle (PKK) yakın bağları olan bir Kürt grubuna karşı askeri harekâtının ardından Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri Ekim 2019'da silah satışını durdurdu. Bu da Türkleri daha kendine yeten olmaya yöneltti.

Ve şimdi Türkiye bunun karşılığını alıyor. Bayraktar TB2 bunun mükemmel bir örneği. Türk insansız hava aracı, Ukrayna'nın savunmasında kilit bir rol oynadı. Polonya dahil NATO üyeleri artık bunları satın alıyor. TB2, Türkiye'nin tek savunma ihracatı değil; Türk savunma şirketi ASFAT, Romanya ve Endonezya'ya gemi sattı. Bir uzmanın övünerek söylediği gibi, "Başkalarından satın alamadığımızda kendimiz üretiyoruz."

Ve bu durum bugün hâlâ geçerli. Yukarıda tartışıldığı gibi AB, Türkleri SAFE gibi çeşitli fonlama mekanizmalarının dışında bıraktı. Trump'ın ilk yönetimi sırasında, Erdoğan'ın Rus S-400'lerini satın almasının ardından ABD, Türkiye'yi F-35 programından çıkardı. Görüştüğümüz uzmanlar Türkiye'nin bu programlardan dışlanmasından yakındı ama Türkiye'nin çözüm yolları bulma ya da Amerikan veya Avrupa ekipmanının yerini alma becerisine dikkat çekti. Örneğin TB2'nin üreticisi Baykar, İtalya'nın Leonardo şirketiyle, potansiyel olarak SAFE fonlarını kullanarak ortak insansız hava aracı üretimine olanak tanıyacak bir ortak girişim kurdu. Bir görüşmeci şöyle açıkladı: "Şu anda F-35 istiyoruz ama üç, dört ya da beş yıl içinde artık ihtiyacımız olmayabilir." Bir başkası daha da ileri giderek Türkiye'nin artık F-35 elde edememesinin iyi olduğunu söyledi: "Satın alınmaları çok pahalı, ömür boyu güncellemeleri de öyle."

Bu görüşmelerden, Türkiye'nin ABD ve Avrupa ile anlaşmazlıkları yönetirken manevra özgürlüğünü nasıl koruduğu, hatta genişlettiği konusunda daha net bir fikirle ayrıldık. Ve burada, Washington'dan gelen baskı karşısında kendi savunma sanayilerini geliştirmeye çalışan diğer ABD müttefikleri için bir ders var. Yatıştırmaya çalışmak yerine Türkler inşa etti. Ve sonuç olarak şimdi daha güçlü bir oyuncu -ve daha güçlü bir müttefik- haline geldiler.

makale


r/Turkey 15h ago

News Türkiye, Ay ve Mars keşiflerini kapsayan NASA öncülüğündeki Artemis Anlaşması'nı imzalayan 71. ülke oldu! 🇹🇷

Thumbnail
nasa.gov
17 Upvotes

NASA'nın dün (31 Ağustos 2026) yayınladığı resmi habere göre Türkiye, Ay ve Mars keşiflerinde uluslararası işbirliğini hedefleyen Artemis Anlaşması'na resmi olarak katıldı. Washington'daki NASA Genel Merkezi'nde düzenlenen törende Türkiye adına imzayı Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır attı.

* ​Artemis Anlaşması Neden Önemli?

​Ay'da Kalıcı Üs ve Mars: NASA, Ay'da kalıcı bir insan varlığı kurmayı ve Mars'a insanlı uçuşların temelini atmayı planlıyor. İmzacı ülkeler; bilimsel donanım, teknoloji geliştirme ve uzay araçları üretme gibi konularda ortak projelere doğrudan dahil olma fırsatı yakalıyor.

​Barışçıl Keşif: Anlaşma; uzayda şeffaflık, bilimsel verilerin kamuya açık paylaşımı, acil durumlarda yardımlaşma ve tarihi uzay miraslarının korunması gibi evrensel kuralları içeriyor.

​NASA Açıklamasında Türkiye Detayları

​Astronotlarımız: NASA, Alper Gezeravcı'nın ISS'teki bilimsel misyonuna ve Tuva Atasever'in yörünge altı uçuşuna yer vererek Türkiye'nin insanlı uzay uçuşlarındaki ivmesini vurguladı.

​AYAP-1 (Ay Araştırma Programı): Türkiye'nin yakında kendi uydusunu Ay'a göndereceği (AYAP-1) ve uzay alanında bağımsız kabiliyet geliştiren az sayıdaki ülkeden biri olduğu özellikle belirtildi.

​Uluslararası Uzay Kongresi: İmzanın zamanlamasının, bu Ekim ayında Antalya'da düzenlenecek dev Uluslararası Uzay Kongresi öncesine denk gelmesi, diplomatik ve bilimsel bir hamle olarak değerlendiriliyor.